Eline, kalemine sağlık. Sende de ne dil varmış Barış Atay

Bizim büyük acılarımız var hepimizin faillerini bildiği ve emin olun, sizin oyununuzun, rahatınızın bozulmasından çok daha acı..

Kardeşim’e…

ipikEvimize ilk gelişini hatırlıyorum… Buz gibi bi havada, bembeyaz karların içinde… Nasıl da kızmıştım sana… Çünkü hastanede annemin yanına gitmek istemiştim de izin vermeyip, indirmişlerdi o merdivenlerden… Sonra evimize geldin… Kapkara bişiy… Kara göz, kara kaş, kömür karası saç… Bu ne yaa dedim? (sonra ne bileyim ben esmer bi afet olacak?) Kendim sarıydım ya, sen de öyle gelirsin sandım… Biraz senin ne olduğunu idrak edince oyun arkadaşı oluruz diye düşünmüşümdür sanırım, orası biraz karışık, netleyemedim… Ama sen oyun arkadaşı olmak yerine, benim oyun arkadaşlarımın bütün ilgisini çaldın… Oyun arkadaşlarım da o güne değin beni el üstünde tutan, annem, babam, annanem, dedem, teyzelerim, amcalarım, kuzenlerim… Hepsini aldın elimden… Kapıyı açınca bana sarılmak yerine sana koştular hep evimize geldiklerinde… (Kıskançlık orda başladı  )

Sonra öğrendim zamanla abla demenin, abla olmanın ne olduğunu… Abla olmak senin canın yandığında senden çok ağlamak, sen üzüldüğünde kahrolmak demekmiş… Küçücük bedeninle kafa tuttuğun hastalıklarına, salon camının önünde atletle oturup, “ben de hasta olucam işte, hepsi ona gitmesin, kardeşimi hastaneye yatırmasınlar, canı sıkılır onun, ben de hasta olayım, aynı odada kalırız” demekmiş. Abla olmak, dama atılan papucunun peşine düşmemekmiş. Abla olmak, normal zamanda kedi köpek gibi kavga ederken, biri seni üzdüğünde gözünü karartıp üzeni öldürmeyi düşünmekmiş.

27 yıldır ablaysam, senin sayende… Yaşattıkların için teşekkürler… Yaşatacakların için, yaşayacaklarımız için ise sabırsızlıkla bekliyorum…

Yeni yaşın hayalini bile kuramayacağım mutluluklar getirsin sana… Yolun açık olsun… Yanında sırtını dayayabileceğin bi ablan olduğu, hep aklında olsun…

Seni seviyorum…
Ablan…
25/12/2013