Dikkat Kırılır..!


Bir gün gelir herkes kendi yoluna gider,  her şey nasıl başladıysa öyle biter…

blog

Tanıyanlar bilir beni… Çok kolay ısınırım insanlara, çok çabuk severim… Güvensiz yaklaşmaktansa, bir güven yelpazesi oluştururm her yeni tanıştığım kişi için… O yelpaze açık kalır ya da kapanır, bunu karşımdaki kişinin tavırları belirler. Sınamam insanları hiç bir zaman. Çoğu zaman sonsuz şansları olur… Salak bi’ insanım bu açıdan, kabul ediyorum. İnsanoğlunun ortak hastalığı bende de doğuştan mevcut: ‘Herkesi kendim gibi sanıyorum’, ve kendim gibi davranıyorum… En sevmediğim şeydir çünkü maskelerle gezmek, olmadığın biri gibi davranmak, kendini sakınmak… Saçma gelir…

Arkadaşlarım önemlidir… Hepsini severim… Kimilerini eşit, kimilerini eşitte biraz daha fazla, kimilerini çok… Ama sonuçta hepsi önemlidir… Bana benzeyenler de olur içlerinde, hiç benzemeyenler de. Ayırmam… Hepsiyle paylaşacak şeylerim vardır çünkü… Sözlerini dinlediklerim olur, sözlerimi söylediklerim olur, derdimi paylaştığım da vardır, dertlerini paylaştıklarım da… Elimden geleni yaparım, yanlarında olmaya çalışırken el vermeyen şartları da zorlarım… Ve bunları zorunluluktan değil, istediğim için yaparım..!

Ama bazen, bazen o kadar kırılırım ki içime batar kırıklarım… Canım yanar… Çok yanar… İçim acır… Öyle acır ki soluğum kesilir, gözümün ışığı söner… Kendime geldiğimde biter her şey… Kararır gözüm… O sonsuz şans veren salaklığım, yerini had safhada kararlı bir kadına bırakır. Beynimden tüm o sahneler geçer gider; artılar, eksiler dökülür bir bir hafızamın kıvrımlarından… İçimde bi’ yanım savaş vermeye devam eder, ama yine tanıyanlar bilir, bitti dersem bitmiştir. İçimde savaşan yanım, insan biriktirmeyi seven yanım… Keyif aldıklarımı yanımda görmek isteyen, eğleneyim, güleyim, onlarla ağlayayım isteyen yanım… Ah benim o salak yanım… Ama… “Ama”sı var işte… Biri kalbimi onaramayacağım şekilde kırdığı zaman, dönemiyorum kendime… Sanki bir tane kalbim yok da, içimde herkes için ayrı bi’ kalp taşıyor gibiyim… Onlara ait olan kalp kırıldığı zaman içime batıyor önce… Batıkları temizleyemiyorsun da… Anca onu kıranı hayatımdan çıkarınca, o kırılmış, içime batan kalp de ayrılıyor içimden… Bir boşluk kalıyor yerinde… Soğuk rüzgarlar esiyor… Ama alışıyorsun sonra… Hani, bi’ yerin kırılır, kemik iyileşir, şişi iner etinin, ağrın falan kalmaz ama çok soğuk havalarda bi’ ince sızı oturur kırılan yere, öyle bir inceden sızlıyor işte… Belli belirsiz, “acaba neden sızladı şuram” diyorsun, çünkü zaman geçtikçe unutuyorsun…

Bu son zamanlarda çok acıdı içim… Sonsuz şanslarını tüketti insanlar… Sevdiğim kadar vardılar, sevdiğim hallerinden çok uzaklaştılar… Herkesin sorunlu zamanları olabilir, herkesin canı sıkkın olabilir, bir şeye sinirlenebilir, delirebilir ama canının acısını benden çıkaramaz… Kimsenin beni üzüp yıpratmaya hakkı yok ki… Ben başkasına olan öfkemi, hiç onlardan çıkarmadım ki… Anlattım dinlemek isterlerse, paylaştım… Ama ruhumun acısını “seviyorum” dediğim insanlardan çıkarmadım hiç… Ya da kafamda kurup kurup, kendimce sonuçlar çıkarıp sırtımı dönüp gitmedim… Amiyane tabirler, ortada bırakmadım kimseyi göt gibi… Bana yapılmasından da hazzetmem zira…

İnsan kaybetmeyi sevmiyorum demiş miydim? Hiç sevmiyorum hem de… Zor kazanıyorum biriktirebileceğim insanları çünkü… Üzülüyorum kaybedince… İki büklüm olup kaleme kağıda sarılıyorum sonra böyle… Kızgınlığımı böyle geçiriyorum işte, yanımda yörüngemde olanları kırmak yerine…

Belki de her şey Ali’nin dediği kadar basittir… “O benim dünyama bir görevle gelmiştir. Görevini tamamladığı için dünyamdan ayrılması gerekmektedir…” Olamaz mı? Olabilir… Artık benim dünyamda olmadığı kesin…

Bütün arkadaşlarıma açık çağrıdır… Sizi seviyorum, her birinizi farklı ama hepinizi aynı seviyorum… İnandığınız her neyse onun aşkına, kırmayın beni… Bi’ sıkıntı, bi’ sorun varsa elinizi hiç bırakmadan yardım ederim, siz sorunu çözüp rahatlayana kadar… Ama içimden kalbinizi çıkarmak yaramaz işinize.. O zaman ben, ben olamam ki size… Her şeyi alttan alabilirim, her halta müsamaha gösterebilirim, ama kendi kendinize gelin güvey olup halisünasyonlar görmeye başladığınızda ve bu sanrılar beni kırmanıza sebep olduğunda… Ah ben, ben kayboluyorum… Ve, ve bunu bir kereden çok yapabiliyorsunuz… Ama işte benim o sınırsız sabrımın da “dur” dediği yerler olabiliyor… Öyle zamanlarımda ardıma bakmadan gidebiliyorum… Ve ben gittiğimde, hiç dönmüyorum… Çünkü siyah ve beyaz netliğinde olmalı her şey, gri olmamalı. Grilerde kaybolur insan… Yani demem o ki, inandığınız her kimse, onun adına, gri nokta yaratmaya çalışmayın zihnimde… Zihnim tanımıyor griyi…

Dün gece birini çıkardım biriktirdiğim insanların arasından… İçimdeki kalbini kendi söküp çıkardı yerinden… O biri yok artık hayatımda, o birinin hayatında “Kelebek” yok artık. N’olur değişmeyin siz de… İçimde sızılı rüzgarlar estirmeyin. Azaltmayın kalplerimi. Çünkü bir kere çıkardığım kalbi, tekrar koyamıyorum yerine… Biten arkadaşlıklar, biten kitaplar gibi değil, tekrar açıp okuyamıyorum…

Öyle işte… Çok konuştum…
Sevgiyle…
Kelebek

29/11/13
Aynı oda, aynı masa, aynı sandalye, aynı Istanbul

Reklamlar