Sussam dilime yazık, uçmamak kanatlarıma…

“Gün yine acıya çaldı bir yerden ve zaman akışta…”

Usul usul Usulca’yı söylüyor Sakman, ben aklımda bir ton düşünce oturuyorum aynı sandalyede… Kıçım yer etmiş artık yıllardır oturmaktan… Eminim sandalyenin izi de benim bi taraflarıma çıkmıştır…

Taslaklarla dolu bu blog… Başlayıp başlayıp bitirmediğim hikayelerim gibi, anlatmak isteyip de sustuğum şeylerle dolu… Yapamıyorum ne zamandır.. Bitiremiyorum hiç bir yazıyı… Sanki kelimelerim yetmiyor anlatmaya. Çözülmüyor parmaklarım… Tıkanıp kalıyorum olduğum yerde… Deniyorum, deniyorum… Ama sonunu getiremiyorum cümlelerimin… Sadece yazmalarım değil, sıkıldım artık sanki anlatmaktan… Bir kelam, iki kelam… Üçüncüsü gelmiyor, getiremiyorum ardını… Oysa ne çok istiyorum hikayelerimi anlatmayı… Ne çok istiyorum içimde biriktirdiğim tüm acıları bir bir döküp rahatlamayı… Sevinçlerimi paylaşıp, daha da çoğaltmayı… Ama yapamıyorum, olmuyor…

Manik-depresif arkadaşıma benziyorum gitgide… Manik döneminde neşesinden geçilmeyen o şen şakrak adam, depresif dönemine girdiğinde, köpeğinin mamasıyla omlet yapar yerdi… Daha o noktaya gelmedim ama, depresif dönemlerim çoğaldı farkındayım… Derdimi anlatamıyorum kimseye… Tüm hayatımdan sıkılmış gibi hissediyorum çoğu zaman, sonra kendi kendime, bu hayat için şükrediyorum… Anlamış değilim ben de kendimi, dolayısıyla etrafımdakilerin de anlamasını beklemiyorum…

“Sussam dilime yazık, uçmamak kanatlarıma…”

Böyle diyor Sakman, o diyor, ben döküyorum gözümün yaşını usulca… Ağlamak da rahatlatmıyor eskisi gibi… Sanki gözyaşım yitirdi o ruhumu temizleme özelliğini… Ya da ben, annemin kucağını, kopup gittiğim o kadim dostun omzunu ve yahut sevdiğim adamın kollarını arıyorum ruhumu temizlemek için… Ben onu seviyorum, o kim bilir hangi diyarda, ruhumun acısından habersiz, çok sevdiğini söylemelerde sadece… Yetiremiyorum sadece sözcükleri ruhuma, denkleştiremiyorum.. Oysa ne güzeldi eskiden, sadece sözcükler yeterdi mutlu olmama… Şimdi olmuyor… Şimdi istiyorum ki… Neyse, istesem ne değişecek ki…

“Hastayım, yorgunum, seni bekliyorum, zaman akışta…”

Bekliyorum evet, ama zaman öyle hızlı geçiyor ki, soğutuyor içimi… Yetmiyor artık beklemek hiçbir şey için…

Üzgünüm…

Üzgünüm…

17.01.2012

İstanbul…
Aynı oda…
Aynı sandalye…

Reklamlar