Karabük Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Uzaktan Eğitim Hakkında

Merhaba,

Son günlerde okuduğum bölümle ilgili çok sayıda mesaj alıyorum. Malum tercih döneminde olduğumuz için ben de bölümü düşünen adaylar için bir kaç notla açıklama yapayım istedim. 🙂

Öncelikle bölüm adı üstünde Uzaktan Eğitim. Derslerinizi internet üzerinden online olarak alıyorsunuz. Bu dersler genellikle 18:00’den sonra oluyor. Derslerle ilgili dökümanlar, aynı internet sitesine yükleniyor. Ayrıca online derslerinizi daha sonra tekrar izleyebiliyorsunuz.

Okula geliş gidişleriniz sadece sınavlar için ancak, her dönem final sınavlarından önce iki haftalık örgün eğitim mevcut. Sınavlar genellikle 4 gün içerisinde bitiriliyor.

Uyarmak istediğim tek konu şudur ki; sadece İngilizce biliyor olmanız bölümü okumanıza yetmiyor. Çünkü işin mutfağına iniyorsunuz. İnceliyorsunuz. Tabiri caizse inciğini cinciğini çıkarıyorsunuz. Edebiyatın içine giriyorsunuz. Bol bol okumanız gerekiyor. Okuyup araştırmayacaksanız ve en azından kendinizi ifade edecek kadar İngilizce bilmiyorsanız, bölümü yazmanızın hiç bir anlamı yok. (Sözüm dil bölümü öğrencileri için değil, diğer bölümlerden gelecek olan öğrenciler için.)

Şöyle bir örnek vereyim. Toefl’da yaklaşık 600 puanım var (2003 yılından), ayrıca bölümün en yüksek puanı olarak gördüğünüz 429 puan bana ait, ancak benim dahi alttan almak zorunda olduğum derslerim var. Bu kesinlikle benim hatam zira yeterli dikkati göstermedim. 🙂 Bölümün uzaktan olduğuna kanıp da rahat bir öğrencilik geçiririm diye düşünmeyin yani 🙂

Gelelim Karabük’e. Çok büyük bir şehir değil ama zaten sizin kalacağınız gün sınırlı olduğundan bunun sizin için problem olmaması gerek. Konaklama fırsatı çok kısıtlı olduğundan gelmeden önce yerinizi ayırtmanızda fayda var. Konaklama için Safranbolu’yu tercih edebilirsiniz.Karabük ile Safranbolu arasında minibüs seferleri 15 dakika sürüyor.

Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Eğer aklınızda sorular varsa, bu blogun altına yorum bırakın arkadaşlar, elimden geldiğince kısa sürede cevaplarım.

Hepinize başarılar.
Sevgiler.
Kelebek

Reklamlar

TTNet Bana Cızzzz Dedi :)

Selam 🙂

Aslinda Hay Bin Kaynana Vol.2’yi yazarak kiz annelerine sarmayi dusunuyordum ama TTNet baglantimi gumletti :/ Baglantim geri donene kadar pek bir seyler yazamayacagim gibi duruyor ama sunu soylemek isterim ki; Kiz anneleri elimden, dolayisiyla dilimden kurtulamayacaksiniz 🙂

Herkese sevgiler,
Yeniden yazana kadar kendinize dikkat edin 🙂
Opuldunuz 🙂
Kelebek

Hay Bin Kaynana!

Biri bana tüm erkek çocuğu analarının götünün neden 25 cm havada olduğunu mantıklı nedenlerle açıklasın, bir daha blogumun yanından geçmicem yemin ederim! Lan bu nasıl hava nasıl tafra, nasıl bir özgüven! Hayır doğurmaksa mesele, kız çocuğu anaları da aynı sıkıntıyı çekmiyor mu be? Şahsen benim annem dokuz ay yirmibeş gün taşımış beni karnında (rahatıma pek düşkünüm de, yerimi sevmişim), dışarı çıkayım diye bilmem kaç defa suni sancı uygulamışlar kadıncağıza ama bende tık yokmuş, kesip biçmişler bir de garibimi. Hayır sizinkinin çükü var diye niye bu kadar böbürleniyorsunuz?

Oğlanın hem çocukluğunu hem ergenliğini hem de yetişkinliğini yakıyorsunuz farkında değilsiniz. O el üstünde tutmalar, şımartmalar, pohpohlamalar… Geçen sokakta gördüm, velet takılmış taşa düşmüş, zırlıyor, annesi olacak kadın, almış taşı eline “Vay aptal taş, vay gerizekalı taş, kör müsün sen benim Efe’mi nasıl görmezsin, kocaman Efe’me nasıl takılırsın?” Aha  dedim günün gerizekalısı! Kadın, çocuk bu, düşe kalka büyüyecek! Ben dizlerim yara içinde gezdim be! Bir kere de olsun taşı azarlamadı benimkiler. N’oldu şimdi sevmiyor mu benimkiler beni? Nedir yani?

Bir de “erkek evladım o benim, bir tanecik” diyerek halihazırdaki kızınızı üzmenin mantığı ne ? Eşek sıpası belki on yaş küçük kızcağızdan ama sizden aldığı gazla yapmadığı kalmıyor. Farkında değilsiniz, oğlanı bu kadar şımartınca, fena görümceler (ki yazının ilerleyen bölümünde kendilerinden görümcek diye bahsedilecektir) yetiştiriyorsunuz!

Ay bi de hakkaten böbürlenecek adamlar yetiştirseniz, içim gam yemeyecek. Şımartmalarınız yüzünden el bebek gül bebekliğe alışır, hayatı herkese zindan eder. Başta size, sonra ailesindeki kadınlara, en sonda karısına, sevgilisine! Yav elinizi ayağınızı kırayım, yapmayın lan böyle! Ayrıca hayatın hiç bir alanından bir bok anlamaz! Aile hayatını bilmediği gibi iş hayatını da bilmez! Hiç bir işte dikiş tutturamaz, anneciğinin kucağına, babacığının parasına güvenir.

Pek sevgili(!) kaynanalar, yani oğlan anaları, etrafta evlenilecek adam olmamasının tek suçlusu sizlersiniz! Çünkü bu oğlanları adam gibi adam olacak şekilde yetiştiremiyorsunuz! Ondan sonra da kızlara bok atıyorsunuz! “Ay Hamide Hanımcım, kız mı kaldı allasen, hepsi erkek gibi, dilleri bir karış” bikbikbik! Ulan etrafta adam olmayınca adamlık da bize düşüyor farkında değil misiniz?

Bugüne kadar tanıştığım tüm kaynana adayları, hepsi mi manyak olur ulan? Biri ilk tanıştığımız dakikadan itibaren “Gelinim gelinim” diye konuşur, ilk yemekte, vay efendim bu çok kibar çatal bıçaksız bir şey yemiyor, çok yemeklere mi gitmiş, napmış diye dedikodu yapar! La havle, gitsem nolcak lan? Belki benim babam restourant sahibi, biz hep orada yiyoruz yemeklerimizi. Öbürü fotoğraflarımı görür “Aman oğluuuum, barlarda geziyor bu kız, bak seni de yoldan çıkarır” der. Kadın sanki senin oğlun sütten çıkma ak kaşık?!? Başka biri dövmelerimi görür, dinsiz imansız der! Beriki biraz okumuştur, çok bilmiştir başka bir şeye takar! Lan bi sizin oğullarınız mı pırlanta amına koyiim. Ben de annemin elmas kızıyım, ne var?

Bu kaynanaların bir de yaverleri var, görümcekler. Kendileri direkt söyleyip yüz göz olmak istemedikleri zaman bunları sokarlar devreye. “Git söyle, onu giymesin. Şu geldi, gelsin el öpsün (sen orada regl sancısından 8 kat olmuşsun, önemli değil, o el öpülecek!) Sofra kurulsun!” vs. vs. Bu hali hazırdaki kaltak görümce de senelerce oğlan yüzünden ikinci plana atılmış ya, intikam çanlarını çaldırır, kurban da zavallı gelin/gelin adayıdır. Kardeşi yüzünden ona yapılanların acısını çıkarmak onun için dünyanın en zevkli işidir. Lan gerizekalı, hırsa bürüneceğine kendini geliştireydin! Küllen zarar…!

Pek sevgili kaynanalar, oğlan anaları, yapmayın lan! Behzat Ç.’nin deyimiyle “la bi dur la, bi dur la, bi dur!” Hayır bu çocuk sizin de ağzınıza sıçıyor! Vakti zamanında patlatsanız ağzına iki tane, bak böyle oluyor mu? Bir çükün sizi esir almasına izin vermeyin! Yok illa esiri olcam diyosanız, gidin kocanızla ilgilenin ya! Oğlan bir normal hayatına dönsün!

Son olarak gelecekteki tüm kaynana adaylarıma sesleniyorum! Ben şimdiden uyarayım, oğlunu bana karşı kışkırtmak, gizli gizli bana laf sokmaya çalışmak, halimi hareketlerimi kısıtlamaya çalışmak gibi planların varsa, hemen sil onları aklından. Yoksa oğlun bana aşık! Bu kozu çok pis kullanırım, ölsen belki görürsün oğlunu! Yeter lan sıtkım sıyrıldı sizden.

 

Ve sıradaki şarkımız sizin için geliyor!

 

Dipnot: Sabahın köründe bu şarkıyı dinlersem, yazacağım yazı da aha bu kadar olur. Bu yazıya en uygun fotoğrafta ulu kaynana Semra’nın olurdu, başkası olmazdı panpişlerim (ay yapmasam çatlardım:) )
Sevgiler…

Kelebek

Atlet!

Atlet atlet. Yok sporcu olan değil, hani şu içe giyilenlerden.

Nefret ederim. Yok böyle bir işkence!

Kış geldi mi de sık sık kavga ederim annemle, “Atlet giy, üşüteceksin” ‘Giymiyceeeeem!’ diye inletiyor çığlıklarım apartmanı. Arkadaş o ne sinir bozucu bir şey ya..! Bir de çıtçıtlısını yaptılar onun. Bebe zıbını gibi. Evlerden ırak! Çişin gelse işeyemiyorsun lan. Giyilir mi öyle şey?

Şahsen sütyen takmaya başladığım gün, ki 14 yaşındaydım herhalde (14 mü çüüş, o zaman kadar bıngıl bıngıl dolandın mı ortalarda diyenlere dipnot: Yok anacım, çıkmadı benim memelerim. Boyum moyum uzundu ama, meme yoktu işte. Fincan falan kapatmamışlar bana, sanırım ondan geç çıktı benim memeler), tüm atletlerimi toz bezi yaptım. Oohh çok da iyi yaptım.

Çıtçıtsız olan toplanır taa beline kadar, hadi zırt pırt onu düzelt! Çıtçıtlı olan tam işkence, işemeye gitsen altına yaparsın lan onu açana kadar. Hadi işedin kazasız belasız, dert bitmiyor ki bir de geri bağlaman lazım onu! Lan o daha zor! Kan ter içinde çıkıyorsun tuvaletten. Eskaza bi gece içmeye gittiysen, sıçtın! Gecenin 4/3’ü tuvalette geçiyor. Çin işkencesine gel amk!

Biz nerden geldik şimdi bu atlet konusuna. Üstünüze afiyet belim ağrıyor biraz, annem başladı “Atlet giymiyorsun, üşütürsün tabi, belin sırtın hep açıkta” bikbikbik.  ‘Lan yaz günü ne atleti be? Mikail’in acımasızlığı yüzünden ter içinde geziyorum zaten, bir de onunla mı uğraşıcam’ diye savunmaya geçtim. “Atlet giysen terini de emer” dedi. Yok oğlum hiçbir şey emmesin benim vücudumdaki hiçbir şeyi. Gelirim paşalar gibi alırım duşumu, atarım ben o teri vücudumdan. Yeter ki üzerimdeki t-shirtle tenimin arasına bir şey girmesin!

Ha bir de şey var: Yaşlanınca görücem ben seni, ipe ipe giyeceksin, her tarafın ağrıyacak soğuktan! Oğlum ağrırsa ağrısın sana ne lan? Ağrı eşiğim yüksek benim! Ben katlanırım o acıya! Siz beni yaşarken öldürmek mi istiyorsunuz lan?

Bence üretilmesin artık atlet ya! Kadında ayrı iğrenç, erkekte ayrı. Hele o erkekler askılı beyaz atleti giymiyorlar mı? Yok kardeşim öyle şey! Bruce Willis mi sandınız kendinizi? Siz de öyle durmuyor işte! Hayır illa giyecekseniz, bisiklet yaka, kısa kollu olanlardan giyin ya hu, özellikle de beyaz gömleğin altına. Öbür türlü, iğrençsiniz lan… Valla!

Sevgili hemcinslerim, rica edeceğim siz de  o çıtçıtlı atletlerinizin üstüne düşük bel kotlarınızı giymeyin. Oturuyorsunuz bir yerde, kıçınız açığaçıkıyor, ama böyle çıkma yok ulan! Erkekleri hormonlarından vazgeçirecek kadar iğrenç bir görüntü oluşuyor. Giymeyin canlarım ya.. Valla…

Neyse, çenem düştü. Nerden geldik bu atlet mevzuuna ya..! Gideyim yatayım ben!

İyi sabahlar ola!

Kelebek

Bir yaştan sonra zor gelen şeyler silsilesi…

  1. Sevgilinin yanında çocuk gibi konuşan, davranan, mızmızlık yapan, kaprisle nazı karıştıran kadıncıklara katlanmak…
  2. Yaşını söylemek, insanlardan “yok artık!” tepkisi almak…
  3. Göz altlarında uykusuzluktan beliren kararmaları kapatıcı kullanarak kapatmaya çalışmak…
  4. İşsiz kaldığında ebeveynden harçlık istemek, surat çekmek…
  5. “Evde kaldın kehkehkeh!” zekiliğine katlanmaya çalışmak…
  6. Yeni biriyle tanışmak…
  7. Yeni birini hayatına almak…
  8. Uygun görülen taliple tanıştırılmak, ona katlanmaya çalışmak…
  9. Aşık olmak…
  10. Aileyle yaşamak…
  11. Sürekli kendi derdini anlatıp, senin halini hiç sormayan arkadaşlara katlanmak…
  12. İş görüşmelerine gidip, kendini anlatmak zorunda kalmak…
  13. Evlensen bile, “Hani çocuk?” sorusunu cevaplamak…
  14. Çocuk yapsan “E buna kardeş de lazım” dırdırını çekmek…
  15. Aldığın her karar, kurduğun her plan için heves kırıcı yorumlar duymak…
  16. Her şeyi herkese anlatmak…
  17. Hala baskı/kısıtlama görmek…
  18. Herkesi memnun etmeye çalışmak…
  19. Bir baltaya sap olmaya çalışmak…
  20. Kendi kendine yetmeye çalışmak…
  21. Kendine zaman ayıramamak…
  22. Küfür etmemeye çalışmak…
  23. Paylaşamamak…
  24. Sebepli/sebepsiz sinirlenmek…
  25. Maça giderken “Kız başına/Tek başına orada ne yapacaksın?” sorusunu cevaplamak…
  26. Uyanmak…
  27. Hayatın içinde olmak…
  28. Herkese aynı samimiyeti göstermeye çalışmak…
  29. “Ehe boyun uzunmuş, bi 5 cm versene” salaklığına gülmeye çalışmak…
  30. “Ehe kısaymışsın sen, gerisi yerin altında mı?” salaklığına gülmeye çalışmak…
  31. Bayram ziyaretlerine gidip, sene boyunca görülmemiş akrabalara katlanmak…
  32. Ayaklarını uzatıp, “Ohh!” demek istediğinde, içerden “Kalk sofrayı kur/topla” sesi duymak…
  33. Yaptığın her yeni şeyde kösteklenmek…
  34. Tanıştığın yeni kişilere güvenememek…
  35. İstanbul’dan gidememek…
  36. İstanbul’dan gitmek…
  37. Ardında bırakacaklarını düşünmek…
  38. Neden bittiğini açıklamak…
  39. Neden yorgun olduğunu açıklamak…
  40. Yorulmak…
Zamanla güncelleyelim bunu… yaş ilerledikçe falan… Aklınıza gelenleri de yorum olarak bırakın, ekleyelim…
Sevgiler…
Kelebek

Şimdi Hayat…

Bazen bazı şarkılar vardır, öyle böyle değil ya kıpır kıpır eder beni ya gözyaşlarına boğar ya da oturtur derin düşüncelere salar… Son bir saattir aynı şarkıyı dinliyorum. Hepsi semdr‘in suçu. Gecenin şarkısı olsun dedi, bildiğin gecemi hapsetti şarkı. Sözlere baksana arkadaşım, dağıtmaması mümkün mü?

Bir kadeh sessizlik doldurdum
Daldım gittim semaya
Güz geçti bahar geçti derken
Bir gün daha görsek ne ala
Dünya derdi sarmış dört yanımı
Yaşamayı öğrenemedim hala

Şimdi hayat ister çiçeklerle gelsin
İsterse vursun geçsin
En bilindik yalanlarından
Bir yalan seçsin gelsin

Ben bu yolda tekrar yürümem
Artık buralardan geçemem
Ben bu yaştan sonra ne kara kaşa göze
Ne de selvi boya hiç gelemem

Her kadehte bir yıldız tuttum
Söndürdüm avuçlarımda
Koşarak kaçtım güya çocukluğumda
Büyümeyi öğrenemedim hala

Ben bu yolda tekrar yürümem
Artık buralardan geçemem
Ben bu yaştan sonra ne kara kaşa göze
Söverim gelmişime geçmişime

Yürümem arkadaş, neden yürüyeyim. Geçip gitmişim işte. Geri dönmenin sebebi var mı? Okunmuş kitap tekrar okunur mu? Okusan bile ilk okuduğun zamanki tadı alamazsın, sonunu bildiğinden sayfaları atlarsın.

Yaşamayı öğrenebildim mi bilmiyorum… Çömez sayılırım hala… Kendim için yaşamayı bilmiyorum çünkü, aklımda hep başkaları var… İlk sırayı ailem almış, sonra eş-dost. Aklıma bir plan geldiğinde, önce “İyi de ben gidersem/bunu yaparsam/böyle hareket edersem annem ne yapar?” düşüncesi geliyor. Yoksa ben bilmiyor muyum hepinizin verdiği o akıl gibi “Buralardan kaçıp, yurtdışına gitmeyi”? Giderim gitmesine, hayatın da alasını kurarım ama ya geride bıraktıklarım?  Belki de bu sadece benim hüsnü kuruntum, ben basıp gittim mi geride bıraktığımı zannettiklerim derin bir nefes alacak belki de, muamma orası, nereden bileyim… Denesem mi? Peki ya düşündüğüm gibi değilse… Gördün mü bak sevgili okuyucu, anında kırabiliyorum kendi hevesimi, yıkabiliyorum hayallerimi…

Ne yaparsa yapsın kendinden kaçamıyor insan, bunu farkettim yine. Ara sıra unutuyorum bunu, kaçabilirim, kendimi bıırakabilirim ardımda diyorum ama çtoonnk diye bir ses efektiyle, kendim hatırlatıyorum kendime bunu.

Neyse ya.. Tadım kaçtı benim… Siz şarkıyı dinleyin, gecenin ya da günün hangi saatindeyseniz, onun tadını çıkarın…

Sevgiler…

Kelebek…