Gerçekler Acıtır – Bölüm 10 – SON

“Ya Yalçın sen o ne dedi, bu ne dediyi bırak bir kenara, ben ne diyorum öğrenmek istiyor musun?”
“Evet.”
“BİTTİ!”
“Ne demek bitti?”
“Bitti Yalçın, sen ve ben diye bir şey yok artık! Bitirdin!”
“Ama, ama sen böyle dememiştin. Ara verdik demiştin!”
“Sayende ara veremedik ki, sahi sen ara vermek ne demek biliyor musun ondan da emin değilim ya!”
“Ne yaptım ki ben?”
“Ya Yalçın, giderken beni arama, kafamı toplamam lazım dedim, ara deseydim bu kadar çok aramazdın sanırım.”
“Ben özür dilerim, bundan sonra aramam, yüzümü bile görmezsin sadece sen istediğinde konuşuruz, n’olur benden ayrılma!”
“Yalçın, bitti diyorum ısrar etme..! Sana karşı, kızgınlığım, kırgınlığım geçecek gibi görünmüyor! Bitti. Israr etme”

Konuşmanın sonrasını yazıp sizi de boğmamın anlamı yok, çünkü böyle gitti hep. O ağladı, ben uyuz oldum. Konuşma devam ederken, Facebook’da Nişanlı durumunu kaldırdım. Beraber olduğumuz tüm fotoğrafları sildim. O esnada “Lütfen Face’den silme beni, en azından haberlerini alayım, seni göreyim, ben iyileşene kadar lütfen.” dedi. Tamam dedim (diyen aklımı domaltsınlar arkadaş, hala taviz, hala taviz!).

Sabaha karşı msni kapattığımda, içim bomboştu. Sadece, “Şimdi ne olacak?” diyordum. “Ben nasıl normale döneceğim?” O gece uyudum mu uyumadım mı hatırlamıyorum. Ertesi gün, annem ve teyzem, Yalçın’ın eşyalarını götürdüler. Dolabı açtım. Bomboştu. Aynı içim gibi. İşte o boşluk gözümden bi türlü akamayan yaşların akmasına sebebiyet verdi. Elimde nişan fotoğrafı, histerik Türk filmi aktristleri gibi bi yandan ağlıyor, bi yandan fotoğrafı okşuyordum. Nasıl bir ruh hastalığı gelip yakışmışsa yakama, dolabın kapılarını kapatıp, dolabın içinde ağlamaya başladım. Dolaptan çıktığımda kurbağa gibi olmuş gözlerim yüzünden önümü göremedim bir süre, doğrudur. Sonra bilgisayarımın başına oturup, ona dair kayıtlı ne varsa yok etmeye başladım. O arada bana bu şarkı eşlik ediyordu. Tahmin edin yüksek sesle hangi bölümüne eşlik ediyordum o ağlamaktan çatallaşmış sesimle. Eveeet doğru bildiniz: “SEN KİMSİN SEN NE ADİ İNSANSIN, BIRAK!” Ha şarkının nakaratına takılmadım zannetmeyin. Ona da takıldım… “Seviyorum kahretsin!” Yalan değil be sevgili okuyucu, seviyorDum. Zira ilk bölümlerde söylemiştim hatırlarsan, hayatımda yaşamadığım bi şeyi yaşatıyordu adam bana…

Annem eve geldiğinde söyledikleri daha çok ağlamama sebep oldu. “Kelebek, sanki bu normal bir şeymiş gibi durdular, hiç bir şey sormadılar, söylemediler.” Şaşırdım çünkü bu insanlar, her şeyi ıncık cıncık eden, bir şeyi öğrenene kadar sorup duran insanlar, bu kadar tepkisiz kalmalarına şaşırdım!

Olayı kimselere anlatamadım. İki kişi hariç, Aslı ve Çisil. Çünkü bu iki can insan, bizi bir araya getirmeye çalışacak yegane kişilerdi. Hande zaten biliyordu, ilk sığınağım, limanım. Çıldırıyordum. Kimseyle konuşamıyor, neden bitti sorularına geçiştiren cevaplar veriyordum. “Anlaşamadık, aileler anlaşamadı, başka biriyle gördüm” vs.. vs.. Ama hepsi faydasızdı işte. İçimdeki sızı geçmiyordu bir türlü.

Yalçınla olaydan sonraki ilk msn konuşmasında, ödemesi gereken borçlardan bahsettim. Dükkan benim adıma açılmıştı evet ama, o aylar boyunca ödedim dediği vergiler, ıvır zıvırlar hiç ödenmemişti ve ben işsizdim ve bunları ödemeye gücüm yoktu. Kaldı ki zaten ödemesi gerek oydu. Benden çaldığı onca şey… Söz verdi. “Seni üzmektense kendimi öldürmeyi tercih ederim. Bana biraz zaman ver hepsini kapatacağım.” Sözünü tuttuğunu zannetmeyin, bu sözü o kadar çok verdi ki…

Adıma alınan hatların borcu geldiğinde, aradan bir kaç ay geçmiş, annemin siniri hala dinmemiş ben normale dönmemiştim. Annem, annesini arayıp, gayet makul bir ses tonuyla “Ayten Abla, bu Yalçın neden böyle yapıyor, bizi üzdüğü yetmedi mi? Bak her gün bir borç çıkıyor, kapatsın bunları ya da aldıklarını geri versin, biz onları satıp ödeyelim” Anneme bağrınıyordum, “aldıklarını değil ÇALDIKLARINI diye ama bana sus işareti yaptı. O esnada onun annesinin sesini duydum “Benim oğlum o paraları kendi mi yedi? Kızına yedirdi!”. İşte o laf benim çıldırdığım ve normale döndüğüm an söylendi. Ağzımdan çıkan cümleyi ve sesimin yüksek tonunu şu anda bile çok net hatırlıyorum “SENİN OĞLUN BENİM HAYATIMI SİKTİ, ŞİMDİ SIRA BENDE! BİR HAYAT NASIL SİKİLİRMİŞ, HEPİNİZ ÖĞRENECEKSİNİZ!”

Yalçın’a bir mail attım. Sana 3 gün mühlet ya borçlarını öde, ya da ben dava açıyorum diye. Anında msne geldi. “Yapma böyle sakin ol, bak çalıştığım şirket tarihinde ilk defa maaş ödemelerini geciktiriyor.” Bir önceki iş yeri içinde aynı yalanı söylüyordu, o yüzden alışkındım ve dedim ki, “Geç bunları Yalçın, ben bunları o kadar çok duydum ki senden, birazdan ‘Hatta patron özel olarak gelip, özür diledi benden’ diyeceksin.” Peki diyebildi sadece. “Yalvarırım bekle, Salı gününe kadar bekle” Beklesem ne değişecek dedim ama cevabı değişmedi. Son cümlemde “Hazır ol Yalçın, her an gelip alabilirler seni” dedim ve kapattım msn sayfasını. Sinir krizi geçiriyordum. O şapşal anası benim için nasıl böyle bir şey söyleyebilirdi ki… Bi yerlerde duyduğum ve çok güldüğüm laf sonunda tam benim durumumu anlatıyordu işte:

Millet orospu olur, çocuğu da gelir beni bulur!

Nasıl, cuk oturmuş değil mi sevgili okur? 🙂 Bakma güldüğüme, çok zor geldim ben bugünlere. Her sabah küfür ederek kalkıyordum yataktan, her akşam küfür ederek giriyordum yatağa. Ha bu arada Salı günü hiç bir şey olmadı. Olmasını bekleyen de yoktu zaten 🙂 (Galiba akıllanmıştım artık)

Aradan bir ay kadar daha zaman geçti, Yalçın’ın kuyumcunun borcunu ödediğini duyduk. (Bir kaç bölüm önce anlatmıştım, hatırladın mı?) Nasıl yaa dedim ve telefona sarıldım. “Hani öncelik benimdi, bana olan borçlarını ödüyordun, hani beni üzmektense ölürdün?” dedim, “Ne yapayım annemi tehdit ettiler” dedi. “Ne yani ben de anneni tehdit mi edeyim, bunu mu demek istiyorsun” diye sordum ben de doğal olarak. Gelen cevap muhteşemdi. “Sülaleni oyarım senin!” Senin götün yemez dedim, telefonu kapattı suratıma! Delirip tekrar aradım, “O telefon bir daha suratıma kapanmayacak!” diye bağırıp, lafımı koyup ben kapattım telefonu suratına.

En sonunda annem, “Bu köpeğin bir şey ödeyeceği yok Kelebek, başımızın çaresine bakacağız artık, ben buna bel bağlayamam” dedi. Aramayı bıraktım, arasam da irtibata geçsem de hiç bir şey olmuyordu çünkü. İşe girdim o sırada, ve deli gibi çalışmaya başladım. Çalışınca unuturmuş ya insan kendini, kendimi unuttum. İşten çıktıktan sonra, eve dönerken ya da adıma gelen bir borç bildirimi gördüğümde geliyordu aklıma, ardında binlerce küfürle tabii.

Bir sene dolduğunda ve Yalçın hiç bir şey yapmadığında, davayı açmaya karar verdim. İnsanlık edip, öncesinde ablasını aradım ama kendimi tanıtmadan, “Yalçın’ı ver” dedim sadece. Yalçın’ı telefona vermediler, o şerefsiz abisi Mahir, telefona çıkıp Yalçınmış gibi konuşmaya çalıştı. “Mahir, Yalçın’ı ver” dedim. Telefonu suratıma kapattılar. Beş dakika sonra, onlar aradı. Telefondaki yine Mahir, ama ben Yalçın diyor, salağım ya ben dört senemi verdiğim adamın sesini tanımayacağım telefonda. “Sen Yalçın değilsin Mahir, oyalama beni” dedim, pisliğin verdiği cevap küçük çaplı bir şok geçirmeme neden oldu. “Ne oldu, Yalçın’ınkini mi özledin? Soktukları yetmedi mi?” kıpkırmızı oldum telefonun diğer ucunda. Beni tanımamışlardı ama böyle bir cümle nasıl kurulur? Nasıl aşağılık insanlar bunlar, Tanrım sana şükürler olsun ki beni bu insanlardan kurtardın. Şoku atlattığımda “İnandığınız Allah belanızı versin!” diyerek kapattım telefonu… Daha fazla konuşmanın anlamı yoktu, onların seviyesine düşmeninse gereği yoktu. Ertesi sabah soluğu mahkemede aldım, onlar da beni karakola gönderdiler ifade vermem için. Ben ve tanıklarımdan biri olarak annem ifademizi verip eve döndük.

Bu arada, rastlantılar sonucu Yalçın’ın nişanlandığını ve kısa süre sonra evleneceğini öğrendim. Üstelik evleneceği kızı tanıyordum ve hatta kızın bizim nişanımıza gelip saatlerce göbek atmışlığı vardı. (Belirtmeden geçemeyeceğim sevgili okur, kızla ilk tanıştığımda nefret etmiştim. Aralarında bir şey olduğundan şüphelenmiştim. Hatta annesine ve ablasına sordum, annesi “Ayyy, o kız olursa Yalçın’ı reddederim evlatlıktan” demişti. Yalanını siktiklerim!) İçim elvermedi. Çalıştığım yerden kızın telefonuna ulaştım. Mesaj attım kıza. “Birgül Merhaba, duydum ki sen de benim gibi hayatının hatasını yapıp Yalçın’la bir hayat kurmaya kalkmışsın. Bilmeni isterim ki ben Yalçın’dan durduk yere ayrılmadım. Yalçın benim evimden nişan takılarını, cep telefonlarımı, cüzdanlarımızdan paralarımızı çaldı. Şu anda Yalçın’a karşı açılmış dört ayrı suçlamayla davalarım var. Beni yaktı, sen de yanma. Evleneceğin adamı ve ailesini iyi tanı.” Bu mesajı gönderdikten sonra iki saat kadar bekledim ve bir mesaj daha yolladım. “Biliyorum, bunları duymak ağır, ama konuşmak istersen ben hazırım” Ya hu biri benim evleneceğim adam hakkında böyle bir mesaj atacak, inanmasam bile arar “Bre kaltak, sen kimsin ki bu lafları edebiliyorsun” diye hesap sorarım. Tek kelime yazmadı. Mesajın ulaştığını biliyorum. Nasıl bir şeydi anlamadım. Nasıl kapattılar bu mevzuuyu bilmiyorum. Nasıl bir mide var insanlarda, anlamıyorum.

Mart ayında mahkemeden cevap geldi. “Soruşturmaya gerek görülmemiştir!” (Türk adalet sistemine en derin(!) saygılarımı sunarım.) Annem dışındaki tanıklarımı dinlemeye dahi tenezzül etmemişlerdi. Yıkıldım be sevgili okuyucu. Nasıl şanslı bir piçti bu, bundan bile yırtmıştı. İşte o karardan sonra, yapabileceğim tek şeyi yaptım. En iyi bildiğim şeyi, yazdım. İçimi temizlemek için yazdım. Kendimi arındırmak için yazdım. Bu yazı bittiğinde, Yalçın sadece silik bir isim olarak kalacak. Yaptıklarını asla unutmayacağım evet, ama hiç bir şey canımı yakamayacak ona dair.

Şimdi ne mi yapıyoruz? Yalçın 01.05.2011’de evlendi. Mutluluklar dilediğimi sanmayın sakın, artık sadece bana yaptıklarının acısı en sevdiğinden çıksın diyorum. Huzur kapısının yakınından bile geçmesin. Ben mi? Ben an itibariyle içimi temizledim, gayet iyiyim. 18 taksit sonra, o şerefsizden kalan borçlarım bittiğinde çok çok daha mutlu olacağım 🙂

İsim benzerliği olabileceği açısından ve bu adamla karşılaşırsanız, kaçabileceğiniz kadar uzağa kaçmanız için ve ayrıca fotoğrafını boks antremanında kullanabilmeniz için, işte bahsettiğimiz şahıs budur. Şu anda eşi olmuş kişinin yüzünü kapattım, onu afişe etmenin anlamı yok.

 

Bugüne kadar, sabırla okuduğunuz için, hepinize çok teşekkür ederim. Daha keyifli günlerde görüşmek üzere…

Sevgiler…

Kelebek BİRİCİK

Reklamlar

8 Yorum (+add yours?)

  1. Hakan
    Haz 18, 2011 @ 07:21:54

    Kelebek kardes basindan gecen olay oyle boyle bir olay degilmis, nasil bir haysiyetsizlikmis bu okurken kimi yerlerde resmen sinir oldum. Ama etme bulma dunyasi sana cektirdikleri fitil fitil burnundan gelir zaten boyle bozuk bir kisilige sahip adam yarin isindende calar, esinede yalan soyler. Nasil olsa yapmadigi sey degil adamin, hadi onuda gectim hayatinda kimseyede guvenemez daha kendine guveni yokken, herkesi kendi gibi gorecegi icin hem kendine hem etrafindakiler cektirir.

    Bundan sonra mutlu guzel hikayelerini okumak dilegiyle kendine cok iyi bak Kelebek kardes…

    Hakan

    Cevapla

  2. ferizan
    Tem 01, 2011 @ 18:26:12

    Açık alanda küfür etmeyeceğime yemin etmemiş olsaydım inan şuraya on milyon tanesini sallardım. Diyeceğim o ki insan hayatının bir kaç evresinde yanlış insanlarla karşılaşıyor. (Tecrübe dahilinde konuşuyorum) Ben senin burda bu kadar açık yüreklilikle bütün bu kötü olayları anlatabiliyor oluşunu takdir ediyorum. Eminim bundan sonra daha güzel günler gelecek…

    Cevapla

  3. Emre
    Şub 12, 2012 @ 15:03:15

    Bahsedilen kişi o kadar ezik ki soyadını bile barçın olarak yazamamıs facede birgül yalçın olarak geçiyor Siz bu eziklere mi üzüldünüz ya İki şerefsiz şişko sonuçta Kimse burda yaptıklarının aynısını çekmeden gitmez bu dünyadan 🙂

    Cevapla

    • Kelebek BİRİCİK
      Şub 13, 2012 @ 03:44:14

      🙂 Zamanında üzüldüm.. üzülmedim değil, ama istediğime de ulaştım, mesela bu adamı görünce kaçmanız gerektiğini biliyorsunuz artık 🙂 Önemli olan da buydu. Ya da, takipçilerimden David gibi, fotoğrafını kum torbasına yapıştırıp, üzerinde çalışmak isteyebilirsiniz 🙂
      Umarım herkes hakkettiği cezayı bulur!
      Sevgiler.

      Cevapla

      • Emre
        Şub 13, 2012 @ 13:09:05

        Hakettigin, mutlaka bulacaktır sizin gibi sevgi dolu bir kelebegi kaybettigi için en büyük cezaya ugramış bile 🙂 Şiddeti sevmesem de kum torbası yerine o ve onun gibiler üstünde çalışmayı tercih ederim Sevgiler 🙂

  4. Ceyla
    Şub 12, 2012 @ 16:20:48

    http://www.mebadanismanlik.com/kadromuz.html Muhtesem kadro 😀 Yorumlara katılmamak ımkansız kurtuldugunuza sukredın bu kadar zararla

    Cevapla

    • Kelebek BİRİCİK
      Şub 13, 2012 @ 03:44:54

      Öyle bi kadro bir arada çalışmıyor, sadece isimler mevcut :)) İsmi yazanların bir kısmının isminin yazdığını bildiğinden bile şüpheliyim :))

      Sevgiler.

      Cevapla

      • Ceyla
        Şub 13, 2012 @ 13:11:09

        Farkettim sallama bir kadro oldugunu 🙂 Yazık işte zavallı insan müsveddeleri nelerle ugraşıyorlar Bol şans ve mutluluklar hayatınızda bundan sonra 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: