Gerçekler Acıtır – Bölüm 5

Bölüm 4Bölüm 3Bölüm 2 – Bölüm 1

Nişanı atlattık, kendimize geldik falan, haliyle aldı bizi bir gelecek kaygısı. Hani o ara ikimizde çalışıyoruz bir yerlerde ama ben işimden memnun değilim, o şerreeefsiiiz çok yoruluyor, maaşı aksıyor falan. Dedik ki kendi kendimize, biz bir uzaklaşalım İstanbul’dan, iki üç gün tatil yapalım, nişanın yorgunluğunu atalım. Kalktık gittik Balıkesir – Burhaniye’ye. Hande’nin yanında aldık soluğu. Sadece haftasonu için gittik işte. İkimizde iş yerlerine bin türlü yalan söyledik 🙂

Ben bu şerefsizin kötü yanlarını anlatıyorum hep tamam ama, biz çokça eğlendik zamanında. Ama bu eğlencelerimizi etrafımızdaki herkes bildiğinden anlatmaya pek gerek görmüyorum 🙂

Burhaniye’den döndükten sonra, geleceğimizle ilgili neler yapabiliriz onu düşünmeye başladık. Benim istediğim evlendiğimizde kendi evimizde oturmaktı. Kendimize ait bir ev. Kira derdi olmadan, aybaşında ödeme yapalım derdi olmadan. (Hala aynı şeyi düşünürüm. Önce evi olmalı insanın)

Düşündük, taşındık, bi sonuca varamadık.  Bu malım iş yerinden maaş alamıyor (ya da bizi kekliyor alamıyorum diye) falan, içerde birikmişleri var vs… Dolayısıyla ev almakla ilgili bir harekete geçemiyoruz. Benim iş desen, part-time görünümlü full-time çalışan kısımdanım. Çalıştığım saat kadar para alıyorum. Elime doğru düzgün para geçmiyor. Haziran – Temmuz’u böyle lay lay lom geçirdik.

Temmuz sonunda (27.Temmuz.2008) oldukça lanetli bir günde, daha sabahın köründe sıkıntıyla kalktım yataktan. Evin içinde “İçim sıkılıyor, içim sıkılıyor” diye dört dönüyorum. Sabah kahvaltısında çatmaya başladım evdeki herkese. Benim içime bi sıkıntı girdi mi ardı arkası kesilmez onun. Hani böyle durumlarda kan akması lazım gelir derler ya, ya kan akar ya bişey olur. O gün her ikisi de oldu 😦

Sabah kahvaltısından sonra biz İpek’le birbirimize girince annem İpek’i de alıp çıktı evden, maksat hava değişsin. Internette gezdim, televizyon izledim, duş aldım ama yok o içimdeki lanet sıkıntı geçmek bilmiyor. “Kalk” dedim öküzüme. “Duvarlar üstüme üstüme geliyor, dışarı çıkalım” Öküz dediğimde kızıyorsunuz ama adamın lafa bak arkadaş, “Sinemaya gidelim!” Hayvan! İçim sıkılıyor diyorum sana, duvarlar üstüme geliyor. Anlasana bi deniz geçmem, bi hava almam lazım. O kadar sene olmuş çözemedin mi? Sinemaya gidelim diyor! “Aaayh delirtme beni, ne sineması, içim şişti diyorum sana, açık alanda olmak istiyorum!” dedim. Yani adam beni o anda alsa Bakırköy Sahili’ndeki bir milyon apaçinin içinde dolaştırsa, hatta elimizde çekirdek falan olsa umursamayacağım. Yeter ki çıkayım o evden amaaaa.. Cümle: “E aşkım nereye gidelim ki, sen bul gidelim” Allah senin belanı versin adam! Ben o sıkıntıyla dışarı çıkmayı zor akıl etmişim, bir de nereye gideceğimizi mi bulucam..! Göt!

Buldum ama içimdeki küfürlerin bini bir para..! “Kalk dedim MiniaTurk’e gidelim. Hem sen hiç görmedin, hem de ben biraz hava alayım!” Kabul etti. (Sanki başka şansı var da!) Hazırlanıp evin içinde fotoğraf makinamı aramaya başladım, ama şerefsiz makina yer yarılmış yerin dibine girmiş sanki..! Yok..! Beynimde bir anda şimşekler çaktı, aradım annemi “O kızına söyle hemen fotoğraf makinamı getirsin, yoksa ben onun..!” diye bağrınıyordum ki annem, “Nereye gidiyosunuz?” diye sorunca ara vermek zorunda kaldım. Açıkladım nereye gittiğimizi, “Ay biz de gelelim yaa, görmedik” diyince mecbur derin bi pofff çekip “Anne 15 dakika içinde burda olun, çıldırcam yoksa ben” diyip indim aşağıya..!

Annemler gelir gelmez yola çıktık. Bir de kuyruğumuz var, İpek’in arkadaşı Seher. Beş kişi bildiğin okul gezisi mantığında doluştuk taksiye gidiyoruz. Bende surat yerleri süpürüyor. Güngören’den uzaklaştıkça içimdeki sıkıntı dağılmaya başladı. Saat 16:00 gibi MiniaTurk’e girdik. Gez dolaş yaklaşık 4 saat geçirdik orada. Çıkışta benim karnım acıktı. Gitmiş olan bilir, Eyüp’de bir sürü restourant vardır yol kenarında ve uykuluk yaparlar. Karnım fena acıkınca, kokulara da dayanamayınca ben, “Anne yaa şimdi evde yemeği bekleyemicem, burda yiyelim” dedim. Oturduk bir restouranta. (İyi ki acıkmışım, iyi ki inat etmişim) Yemeği yiyip kalkmamız 21:00 civarını buldu. Taksiye binip yola çıktık.

Garip bir şey var ki, Güngören’e yaklaştıkça yine sıkıntı basmaya başladı beni, kendi kendimi kandırmaya başladım bende.  “İki porsiyon uykuluk yersen şişersin tabi.. Eve gidince soda içersin Kelebek bir şeyin kalmaz” diye düşünüyorum içimden. Caddeye girdiğimizde ortalık mahşer yeri gibiydi. Sadece bizim apartmanın önünde 5 tane ambulans vardı ve ben nedenini bilmiyordum.  Aklıma ilk önce şu geldi. “Aha zavallı adam öldü galiba. Çektiği acılardan sonunda kurtuldu!” Tabii ben karşı binamızdaki yaşlı amcanın öldüğünü düşünüyordum ama ortada 2 gerçek vardı. Bir, o yaşlı amca öleli neredeyse iki ay oluyordu ve sadece 1 ölüm için 5 tane ambulansa ne gerek vardı..! Bunları  2-3 saniye içinde düşünüp, etrafta bir tanıdık aradım. İlk gördüğüm Mehtap Pastanesi’nde çalışan Fatih oldu. “Hayırdır?” dedim, (demez olaydım) ödümü bokuma karıştıran o cevap geldi. “Kelebek, Sevim Abla, bomba patladı. Eve çıkın hemen!” Eve nasıl girdik bilmiyorum, hatırlamıyorum. Eve çıkıp balkona geçtim. O sesler, birbirlerini arayan insanların çığlıkları, Anne diye bağıran o kızın bağırışları hala kulağımda.

O günü düşününce, iyi ki uzaklaşmışız evden diyorum. İyi ki içim sıkılmış, iyi ki Eyüp’de yemek yemeye zorlamışım bizimkileri. İyi ki dönüşte trafik sıkışmış. Yoksa o bombanın patladığı yer, bizim hergün ekmek aldığımız, yemekten sonra yürüyüş yaptığımız yol. O gün evde olsaydık eminim birimiz ya da hepimiz o güzergahta olacaktık.

O gece sabah olmadı. O sesler kulağımdan hiç gitmedi. Olay Yeri İnceleme’nin aydınlatma lambaları altında sabaha kadar çalışıldı. Ambulans sirenleri hiç susmadı (Hiç sevmem o sesi, hiç)  Gün ışıdığında, yaralılardan gelen haberler hiç iç açıcı değildi. Kısa süre sonra doğacak bebeğine ciciler almak için alışverişe çıkmış bir anne, annesinin karnında henüz doğmamış bir bebek, evinin balkonunda dışarıyı izleyen küçücük bir çocuk… Babasının yanında sigara içemediği için “ben bir markete kadar gidip su alayım” diyen arkadaşımız ve masum, tek hatası yanlış zamanda yanlış yerde olmak olan oniki kişi daha, katledildi o gece… Biri hiç başlamamış 17 hayat söndü o gece… O, tam yüreklerinin ortasına ateş düşen, ailelere sabah olmadı hala…

Öğleden sonra, telefonlar gelmeye başladı esnafa… “Hazırlıklı olun, binalarınız bombalanacak” diye. Hem de sadece bir kişiye değil, o trafiğe kapalı caddedeki tüm dükkanlara yaptılar bu aramaları. Annem zaten deliye dönmüştü, “mümkünü yok kalamam evde” dedi. “Gidelim ama, bu aramaları milleti evlerinden çıkartmak için hırsızlar da yapıyor olabilir, bilgisayarları altınları falan alalım öyle gidelim” dedim. Bilgisayarları, nişanda takılan takıları, diğer ziynet eşyalarını alıp, teyzeme gittik. Bir kaç gün orada kaldık. Biz eve döndük ama bilgisayarlar dışındaki ziynet eşyalarını teyzemin evinde bıraktık. Ne olur ne olmaz diye. Ben nişanda takılan takıları en son o zaman gördüm işte. Ağustos ortasında, teyzem yazlığa gitmeden önce, emanetleri geri vermiş anneme. Annem de en son o zaman gördü takıları işte.

Bu bombalamadan sonra, daha temkinli yaşamaya başladık sanki. İster istemez kalabalıklarda duramadım ben mesela. Elimden geldiğince sokağa çıkmamaya çalıştım. Uzun bir süre alışveriş merkezlerine falan gidemedim. Çünkü biliyorum, ilk patlamanın sesini duyduğumda, yardım etmek için fırlardım ben de sokağa, eğer evde olsaydım. Manalı manasız iç sıkıntılarım ilk defa zarar görmemi engellemişti. Ama kulağımdaki o çığlıklar, hala terketmedi beni.

Hayatımdaki, ilişkimdeki düzensizliklerde işte bu bomba olayıyla başladı…

Bölüm 6 – Çok yakında…

Reklamlar

7 Yorum (+add yours?)

  1. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 6 « kelebekbiricik
  2. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 7 « kelebekbiricik
  3. david dökmecibasi
    May 28, 2011 @ 15:43:55

    Gerçekten etkileyici…
    Size acımakla, kurtulduğunuza sevinmek arasında kaldım..
    Öyle süslü, klişe cümleler kuracak değilim, sadece tek söyleyeceğim pozitif görüş, bir roman tadında okudum yazınızı, gerçekten! BAŞARILI..

    David Dökmecibaşı
    Dubai

    Cevapla

  4. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 8 « kelebekbiricik
  5. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 9 « Kelebek Güncesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: