Gerçekler Acıtır – Bölüm 4

Bölüm 3Bölüm 2Bölüm 1

Biliyorum nişanı bekliyorsunuz ama nişana geçmeden önce şeyi anlatmam lazım ki, Yalçın’ın annesine hep beraber bir kere daha kıl olalım 🙂 Ben bir haftasonu Yalçınlara gittim. Ama gitmeden bir gün önce de saçlarımı turuncuya boyattım. Senelerce kumral gezen kız, bir anda turuncu saçlı oldu. 🙂 Avrupa Yakası’ndaki Yaprak gibi oldum yani. Aynı fotoğraftaki gibi. Neyse ben o gün bunlara gittiğimde annesi bana kapıyı açtı ve cümlesi aynen şu oldu. “Ben eski Kelebek’imi geri istiyorum.” Benim suratta sinsi bir gülümseme “Eski Kelebek, cuma gününde kaldı anne. Buna alışacaksınız artık” diye cevap verdim. İki dakika sonra asıl karın ağrısını açıkladı zaten “Nişanda eski saçlarına geri döneceksin di mi?” Tepem attı ama cici kızı oynuyorum ya, çok fazla sinir sergileyemedim. Sadece şu cümleyi kurdum: “Anne valla kafamı bozmayın. Nişanda turuncu saçlıyım, tepki gösterecekseniz, düğüne de kafamı pembeye boyatırım. Hem beyazla pembe gayet uyumlu renkler!”  Bu cevaptan sonra deliliğimden emin oldu sanırım. Saçlarımla ilgili ara ara bir şeyler söyledi ama pek sallamadım 🙂

17.Mayıs.2008.

Nasıl heyecanlıyım. İlk defa bir düğün ya da nişanda, saatlerce oynamama gerek kalmadan ilgi odağı zaten ben olacağım. Aman yarabbiii 🙂 (Vardır benim öyle huylarım. Piste çıkıp oynamadan önce rakipleri bi keserim, kim nasıl oynuyor, ne hareketler yapıyor diye. Birkaçının oynamasına takılır gülerim. Dalga geçerim, sonra da “E hadi bunların oturma zamanı geldi artık” der, piste çıkarım. Onları da oturturum tabii 🙂 )

Sabahın köründe uyandık. Kahvaltı yapmak ne mümkün, midem hareketli “Yemiyorum yaa” narasını atıp, indik kuaföre. Kuaförün hemen üstünde oturunca sorun olmuyor ulaşım 🙂 İstediğim saçın şeklini bir kaç gün önce iyice anlatmışım zaten kuaföre. Kıl, tüy, dip boyası, manikür olayları bir gün önce tamamlanmış, yani o gün sadece saçım ve makyajım yapılacak. Bir anda doluştuk kuaföre. Ben, annem, kızkardeşim, görümce (Yalçın’ın ablası yani) bir de Hande’m gelmiş Balıkesir’den beni yalnız bırakmamak için.

(Şurası evlilik ve nişan olayını atlatacaklar için ders olsun bence. Arkadaş o nasıl salak bir strestir yaa.. Normalde takmayacağın herşeye takılıyorsun o günün stresiyle. Yok fönün bilmem nesi dalgalı olmayacak, yok bu bukle diğer buklelerden daha ince bozuk oldu. Hayır makyajımda sim istemiyorum, vazgeçtim istiyorum. Ya da dur sim olmasın şimdi bulaşır her yerime. Böyle aptal bir ruh halindesin yani..!)

Saçlarım sarıldıktan sonra, makyaj yapılmadan kıyafetimi giymemi söylediler. “Ulan daha saçlarım tamamlanmamış, ne diye giyiyorum ben bu kıyafeti şimdi” dedim ama kuförüm dedi ki, ona göre makyajın saçın ayarlanması yapılacakmış. E tamam o zaman dedik, giyilecek o elbise mecburen. Kıyafetimin yapıldığı yer, evimin hemen karşısında, giyinmeme yardım edecekler. Kalktım o kafamdaki bir dünya firkete halimle, gelinlikçiye gittim. Kıyafetimi giydirdiler. Keseyle mendil de yapmış bana canını yediklerim. Üzerimde o şıkşıkıdım mosmor kıyafet, kafamda firketeler bir de bu yolu geri dönüş zorunluluğum var. Topladım kıyafetin eteklerini, ayağımdaki spor ayakkabılarla bir daha kuaföre geri döndüm. Döndüm ama, aylardan mayıs hava da zaten bir güzel ılık ılık esiyor, kuaförün içi fön makinasının üflediği sıcak hava yüzünden cehennem gibi. Terliyorum. Alnımda boncuk boncuk su damlaları birikiyor. İyice strese giriyorum. Bastım yaygarayı, “öööeeeh patladım” diye. Çıktım eve tekrar çıkardık elbiseyi. Mübarek arkasında 25 tane düğme var açılmıyor da, giydim kısa short ve t-shirtü indim tekrar kuaföre. Neyse saçım tamamlandı, makyajım yapıldı. E benim o elbiseyi tekrar giyip, fotoğrafçıya gitmem lazım.

Hadi beni tekrar eve çıkardılar. Annem, Hande ve ben yoğun çabalarla o 25 tane düğmeyi ilikledik. İliklediler de, son düğmeyi iliklerken annemden şöyle bir ses çıktı “Hiiii!” Eyvahlar olsun dedim. Annemin her biri 12cm uzunluğundaki (tamam abartıyorum) tırnaklarından biri elbiseyi yırttı dedim. “Neeeee?” diye bastım yaygarayı… Titrek bir sesle şu cevap geldi “Düğmeleri kaydırmışız” Allah’ım ne küfürler ettim o anda. Zaten nefes alamıyorum elbisenin içinde o derece sıkı, bir de düğmeler kaydırılmış..! Cinnet sebebi. Güç bela açılıp, yeniden kapatıldı o düğmeler. Tekrar kuaföre inildi, son rötuşlar yapıldı. Yalçın geldi bu esnada beni almaya, zira fotoğrafçıya gidilecek. E, ne annem hazır, ne Hande hazır, mecbur o fotoğrafçıya da tek başına gidilecek.

Fotoğrafçı kısmı tam eziyet. Hele de stüdyodaysan, iyice işkence… Hani şimdiki aklım olsa illa da dış mekan çekimi diye tuttururdum. “Oraya bakın, burada durun, sen şimdi onun omzuna koy elini, parmağıma doğru bakın” bir arkamızda “İstanbul Hatırası” yazısı eksik. Daha orada koydum ben postayı, “Pööf çok klasik lan bu pozlar” diye. Hani alsam elime makinayı, açılı poz olacağını bile bile ben çeksem fotoğrafları bildiğin daha iyi görüntüler yakalarım.

Fotoğrafçıdan eve geçtik, çünkü nişana hayli vardı daha, ne göreyim. İpek (kızkardeşim) kapatmış kendini odaya. Ağlıyor. Lan saçmalamayın ben evleniyorum diye falan değil. Saçı istediği gibi olmamış, makyajı rezaletmiş ve üstelik siyah elbisesiyle takacağı inci kolye, bileklik ve küpesi yokmuş..! Kardeşimi öyle ağlar görünce dayanamadım tabii döndüm Yalçın’a dedim fırlaa..! Git bujiteriye inci kolye, bileklik, küpe al. Ne yani üstümdeki o 8 kg elbiseyle ben mi gitseydim? Tey Allahım yaa..!

Herkesin hazırlanmasını beklerken ben ne yapıyordum dersiniz? Nişana daha iki saat var diyerek Lost’un yeni bölümünü izliyordum. Bağımlısıydım o dizinin ya ne yapsaydım. (Gerçi o da benim evlilik hayallerim gibi bir sona bağlayıp bok gibi bitti, muhtemelen o yüzden hala da bağlıyımdır bu diziye.)

Sonunda beklenen an geldi ve evden çıktık. Bir an evden de nişanın yapılacağı salona yürüyeceğimizi düşündüm ama (evet salonda eve çok yakındı.) şükür ki öküzüm arabayı ayarlamayı başarmış. Salona girdik, tabii daha kimse yok. İş yerinden bir kaç arkadaşım gelmiş bir de Yalçın’ın annesi babası falan. Bizi aldılar gelin odasına. (Lan o ne salak bir isim ya, gelin odası) Mecbur bekleyeceğiz salon biraz dolsun da çıkalım salondan diye. Sigara için ölüyorum, Hande geldi hemen sağolsun. Sigara içiyoruz. O arada öküzümün ruhsuz anası geldi. Kıyafetime baktı. Baktı. Baktı. Söyleyecek bir şey biliyorum ama kıvranıyor. “Ne oldu anne?” dedim. “Elbisenin göğsünü biraz daha kapalı yaptırsaydın keşke” dedi. “Nedenmiş?” diye sordum. Bomba cevap geldi kadından: “E o memeler artık bizim!” Hassiktiiiir! Kadının lafına bak yaa! Yuh! Çüş! Öküz! Derin bi nefes alıp şu cevabı verdim. “Valla senin oğlun nikahı bassa da basmasa da, bu memeler benim, istediğime gösteririm!” İşte o anda Yalçın hayvanı gözlerimden çıkan ateşi görmüş olmalı ki “Tamam anne, hadi içeri git sen misafirleri karşıla” diyerek annesini çıkardı odadan. Tam dönüp Yalçın’a parlıyordum ki, “Bak aşkım, sinirli durma, gergin durma bana küfür et ama surat asma insanlara ayıp olmasın” dedi. Yalçın’a gülümseyerek küfür ettim.

Elbisemle ilgili şunu anlatmadan geçemeyeceğim. Dedim ya hani elbiseyi nişan gününe kadar kimse görmedi diye, hakikaten görmediler. Fakat kimsenin bilmediği şöyle bir durum vardı. Yalçın’a ya da ailesine kıl olduğum zaman, provaya her gidişimde elbisenin göğüs kısmına bakıp, “Fatoş bu çok kapalı” diyerek göğsünü biraz daha açtırıyordum. (Sinsirella olmuşum haberim yokmuş)

Sonunda, salon iyice dolunca ve ben sıkıntıdan patlayınca bizi salona almaya karar verdiler. Maytaplar kızkaçıranlar falan var böyle. Millet yolun iki tarafına dizilmiş. Alkışlar falan veeeeeeee… İlk dans. Manyağım ya ben, 6 yaşındaki veletin sesinden I will always love you diye tutturmuşum, onunla dans ediyoruz. Ben kendimi şarkıya kaptırmışım. Bir baktım ki, Yalçın’ın ailesinden dansa kalkmayan kalmamış. Laaaağn! Benim şarkım o! Orada dans eden sadece ben olmalıyım! Sizin ne işiniz var orada? Hrrrr…

Şarkı bitince asıl işkence başladı. Önce pasta, arkasından takı töreni… Arkadaş böyle bir işkence yok ya. Pasta geldi şöyle kocaman katlı bişey. Pastayı kesmedik bile, keser gibi yaptık. Çünkü pasta maket. Hemen önümüzdeki tabakta bir dilim var, onu birbirimize yedirecekmişiz. Hay zihnimizi! Bir de o pastanın iki yanına alıp bizi fotoğrafımızı çektiler. Böyk. Pasta gelip gittikten sonra, nişan yüzükleri takıldı. Ve, takı töreni. O nasıl eziyet ya? Ayakta dikil, herkesi öp (sevdiğin sevmediğin herkes), tanımadığın herkesle görüş. Yuh..! O eziyet bitti takıları çıkaralım diye gelin odasına geçtik biz. Lan insafsızlar biriniz gelin, yardım edin lan!(Hasılat: 17 çeyrek, 2 yarım 1 tam altın, 6 bilezik, biri annemden biri Yalçından iki set. bir miktar para :Pp ) Tam üstümüzdekileri çıkardık, öküzümün anası geldi. “Kızım herkesin masasını dolaşın, hoşgeldin diyin” Lan bana ne! Gidicem oturucam şimdi içerde görmek isteyen gelsin orda görsün, orda tebrik etsin beni..! Yok ama dinletemedim. Çıktık odadan el mecbur bütün masaları tek tek geziyoruz ama benim surat beş karış. 9/8 çalmaya başlamış, ben hala masa geziyorum. İçim gidiyor. Tam bir saat masaları gezdik. Kaç kişiyi öptüm hatırlamıyorum.

Bir cd hazırlayıp vermiştim salona. Annemle ikimiz karşılıklı Azeri oyununu oynayabilelim diye. İşaret verdim en sonunda dayanamayıp ona başladık. Ceyran… Nasıl severim o şarkıyı… Nasıl keyifle oynadık. Hoş ben annemle oynayacaktım ama millet yine doldurdu pisti. Ama olsun, annemin gözlerindeki o gururu görmek sildi götürdü herkesi. Bu arada ben nişandan bir gün önce salona gidip, salon sahibine dedim ki “Bak öyle ağır, ayrılık bilmem ne şarkılarını istemiyorum. Solistine haber ver ona göre bir repertuar hazırlasın” Adam da “Haklısınız ben de sevmem öyle şeyleri” dedi. Biz yerimize oturduk, salonun şarkıcısı çıkacak sahneye. Ya hu bir kadın çıkardılar sahneye, bildiğin konsomasyondan çıkmış da gelmiş bi abla. Ben acılar kadınıyım diye sinyal veriyor. İçimden sıçtık dedim. Klasik tebrik faslını falan yapıp, bizi dans için sahneye çağırdı. Şarkı başladı ama giriş kısmından anlayamadım ne olduğunu. Şarkıya bir girdi ki, tüm faselyalarım o anda attı işte..! Şarkıya bak! “Bundan sonra adını, kırk yılda bir anarım, sende kaybettiğimi, başkasında ararım” Bu ne lan? En mutlu günlerimizden biri olması lazım bu bizim. Bu şarkıyla mı dans ettiriyorsun bizi. Nakaratı duyar duymaz yarıda bıraktım dansı, topladım eteklerimi, gelin odasına doğru gidiyorum. Giderken müdüriyetin önünden geçip, içeriye “Canına okuycam senin! Bu ne biçim şarkı?” dedim. O esnada kadın Emrah’ın şarkısını söylemeye başladı “Götür beni gittiğin yere!” İyice boka sardı yani. Ben odaya girdim, kadın o şarkıdan sonra başka şarkı söyleyemedi. O sahneden inince ben de salona geri döndüm.

Bundan sonrasında pek sıkıntı yoktu. Her sinirlendiğimde Yalçın’ın suratına gülümseyip “Şu işkence bi bitsin senin ağzına sıçıcam” dedim. Bol bol göbek attım. (9/8 candır) Günün bombası nişanın sonunda Yalçın’dan geldi. Çcukları toparlasın ayak altında olmasınlar diye, palyaço tuttuk nişan için (tavsiye ederim, iyi fikir ortada dolanan bebelerden kurtuluyorsunuz). Adama para ödenmesi lazım. Yalçın şöyle dedi, “Aşkım üstümdeki nakit bitti, şimdi kartı vermeyeyim kimseye, sen ver bana, ben yarın sana vereyim” Lan göt, hadi anladık senin üstündeki para bitti de, sizinkilerden al. Zaten takılan belli. La havle! Verdik. (Para geri döndü mü? Naaah!)

Bu nişan düğün vesaire olaylarının en sıkıcı yanı, aile pozu! Lan terden ölmüşsün, saç baş dağılmış. Ne pozu. Gecenin başında yap şunu. Ölür müsün? Suratımda bir ifade, bitsede gitsek havaları. Gitsek de ben bir iki damla alkol soksam bünyeye. Bütün gece masa altı faaliyetler sürmüş, bir Allah’ın kulu aha bunlarda can, içsinler diyip bir damla bir şey getirmemiş. Sinirlerim artık tepeme çıkmış. Hadi aile pozu. Hay sikeyim belanızı.!

Son poz çekildikten sonra salondan nasıl çıktığımı hala hatırlamıyorum. Eve geldik, o lanet elbiseyi üstümden çıkardım. Tüm kemiklerim ağrıyordu anasını satayım. Duşa girip, üzerimdeki konfetilerden kurtulduktan sonra ekibi toplayıp Taksim’e doğru yola çıktık. Vakit artık, kendimizce eğlencenin ve alkolün vaktiydi…

Bölüm 5 – Yakında…

Reklamlar

8 Yorum (+add yours?)

  1. gülnur
    Nis 19, 2011 @ 02:24:48

    bağımlılık yaptı..devamını sabırsızlıkla bekliyorum canım.

    Cevapla

  2. şükrü
    Nis 19, 2011 @ 10:16:47

    ouwww…. :)))

    Cevapla

  3. ferizan
    Nis 21, 2011 @ 18:32:03

    beşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş!!!!!!!!!!!!!

    Cevapla

  4. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 5 « kelebekbiricik
  5. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 6 « kelebekbiricik
  6. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 7 « kelebekbiricik
  7. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 8 « kelebekbiricik
  8. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 9 « Kelebek Güncesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: