Gerçekler Acıtır – Bölüm 3

Bölüm 1 Bölüm 2

Nişana bir gittik arkadaş her taraf haldır haldır akraba kaynıyor. Ben gerizekalı nasıl mutluyum, her tarafa gülücükler dağıtıyorum. Yüzüğü de takmışım, oyun havaları da başlamış. Amaaan değmen keyfime, kıvııır (nasıl iğreniyorum şu anda kendimden nasıl..) Neyse, biz bir soluklanalım diyip, yerimize oturduk ne göreyim. Sahnede bir adam, “takı törenimiz başlayacaktır, nişanlı çiftimizi sahneye alalım” diye anons geçiyor. Ben bildiğin şu şekilde bakıyorum Yalçın’ın suratına:

Aynen böyle bakıyorum işte… Soruyorum yani. “Ne oluyor? Hani siz de nişanda bir şey takılmazdı?” Kaçtı benden. Adam yok oldu. Takı töreninin sonuna doğru geldi yanıma. Aynen sordum yukarıdakileri. “Kem küm, ya aşkım annemlerde onu soruyorlar dayıma zaten. Olmaz biz de genelde böyle şeyler. Bizimkilerde hazırlıksız geldiler. Baksana” dedi. Kafamı çevirdim baktım ki, annesiyle teyzesi gayet de geline para takıyorlar. Neyse dedim devam ettim göbek atmaya. (Ruhum çingene dediğimde inanmıyorsunuz. 9/8’i duydum mu duramıyorum yerimde anasını satiim)

Ben bu geceyi unutmuş gibi görünüp zihnimin bir köşesine sıkıştırdım. Hayatımıza devam ettik. Hatta öyle bir devam ettik ki, Yalçın bize yerleşti. Şöyle oldu aslında, annem sık sık hastalanıyordu o dönem. Gece hastaneye götürmek gerekiyordu falan, bu hayvanım sıkılıyordu kendi evinde, anne baba yaşlı, tüm gün kanal 7 izleyen tipler. Bir iki derken bayaa bayaa yerleşti bize. Ses etmedim ben de 🙂 Aşktan gözüm dönmüş ya, herif hep yanıbaşımda. (Aklıma tecavüz edeyim)

Bu arada yılbaşı geldi. Program falan hakgetire tabii. Zira ikimiz de işsiziz hala. Hadi programı geçtim bir ufak hediye yok. Bir özel kutlama yok. Almanya’dan amcası gelmiş hayvanımın. Onlardayız. Adam başı 2 bira almışız. Ablasının evinde oturuyoruz. (Annesiyle ablası altlı üstlü oturuyorlar) Tam bir bira açtık hepimiz hoop, anası, amcası, yengesi damladılar. O da zehir oldu mu? Bütün gece hep beraber TV izledik. (Hay s2m televizyonu)

Aradan biraz zaman geçti, ben iş buldum Global Bilgi’de. Benden bir kaç hafta sonra da o iş buldu. Bu arada biz bir yılı falan doldurduk tabii. Geldi mi 2. sevgililer günümüz. İş yerlerimizin arası arabayla 10dk. O sıra daha çok kendi evinde kalıyor hayvanım. O lanet günde bütün gün bekledim. Telefonum hiç çalmadı, mesaj gelmedi, belki de dedim sürpriz yapacaktır, öğlen yemeğinde gelir, beraber yeriz. Gelmedi. Bu arada dayanamayıp arıyorum, telefonuma cevap vermiyor. Akşam eve döndüm. Evlerini aradım. Annesi çıktı telefona, “Çok üşümüş, gelir gelmez uyudu kızım, acil bir şey varsa uyandırayım” dedi. “Yok uyandırma uyusun” dedim. Aradan bir saat geçti, annesi aradı bu sefer “Kızım uyanmıyor, acilse uyandırayım.” dedi. “Gerek yok, uyandırmayın sabah konuşurum” dedim ama nasıl bir ses tonuyla söylediysem, 20 dakika sonra Yalçın aradı. Verdim telefonu anneme, uyuduğumu söyle dedim. Öyle de yaptı. Uyandır demiş paşam, “Çok sinirli uyudu, uyandırmasam daha iyi” dedi annem. Sonra sürekli aramalar, açmadım. Bir mesaj attı hayvan, ki noktası virgülüne kadar aklımda. “Ne yani, bir gün aramadım bir hediye almadım diye, telefonlara bakmıyor musun? Böyle mi olduk şimdi?” Öküzün evladı! Hayvan! Bana ne senin bana alacağın hediyeden? Ben işin hediye kısmında mıyım domuz!!! Arasan ölür müydün? Ya da çıkıp beş dakika yanıma gelsen bir yerin mi eksilirdi? Hayvanlığın lüzumu neydi? Bunların hepsini yüzüne de söyledim. Cevaplarını söylüyorum. “Telefonumun şarzı bitti (onun şarj olduğunu ben biliyorum ama hayvanım bilmiyor). İşe zaten yeni girmişim, nefes almadan çalışıyorum, yanına gelmeye kalksam benim için eksi puan olurdu (benden aldığın eksi puan ne olacak, götüne mi sokacaksın?). bikbikbikbik” Bahane bile diyemeyeceğim şeyler yani. İster istemez bu yaşananların sonunda, söylenenler, atfedilenler, aramıza bir soğukluk girmesine sebep oldu. Ben 10 gün kadar suratımı göstermedim ona. İt gibi günde 20 kere aramalar, mail atmalar, özledim ne olur göreyim seniler. Ama koç kadınıyım ben, tersim de inadım da pistir. Buz kesmişim bir kere. Tribin alasını yapıyorum.

O günlerin birinde Yalçın hastalandı. Belini mi incitti ne öyle bir şey (beli kopsun itin). Ben de görmeye gittim. Teyzesinin kızına gitmiş herkes, hadi biz de oraya gidelim dedi, e iyi bari gidelim dedim. Gittik. Biz içeri girince, tanımadığım akrabaları vardı içeride, annesi beni tanıştırdı. “Yalçın’ın kız arkadaşı” diye. KIZ ARKADAŞI?!? Ulan, istemeye gelmişsiniz, ellerde yüzük, ben sana anne diyorum, ne kız arkadaşı?!?! Lanet olasıca belleğim bunu da yazdı bir kenara.

O ziyaretten dönünce anneme anlattım her şeyi. Bu arada annem de uyuz olmuş durumda, dayı kızının nişanını öğrenmiş bir kere. Nasıl köpürmesin. Üstelik anasının sözde bana dediği, kıçını başını kapatan kıyafet olayına tam teşekküllü sinir olmuş, ona söylemediğim için ifrit olmuş kadın. Acil konsey toplantısına çağırdı Yalçın’ı.  Uzun uzadıya konuştu. Bu yanlış, şu şöyle olmalı vs.. vs… Sonra ben aldım sazı elime. İlk soru: “Ben senin neyinim Yalçın?” “Nişanlımsın” “O zaman annen beni neden senin kızarkadaşın olarak tanıtıyor, ben bu yüzüğü neden takıyorum o zaman? Neden annene anne diyorum o zaman?” “Ne zaman dedi?” Al öküz işte. Ne zaman demişmiş, mal, demiş ya… Annem farkında olmamıştır, diyor bir de gel delirme! Soru iki: “Hani sizde nişanda takı takılmazdı? Dayının kızının nişanında yapıldı ama?”  Cevabı beni çıldırtmaya yetti: “E ama erkek tarafı öyle istemiş” Ulan sıçtığım bok. Biz kız tarafı değil miydik? Bizim isteme hakkımız yok muydu? Kurduğum cümlelerden biri şuydu: “Başımda babam yok diye mi bu vurdumduymazlığınız?” O anda kararımı verdim. “Nişan istiyorum ben! Sadece senin ailen vardı o gece burada, benim ailemden kimsenin haberi bile yok daha! Nişan yapıcaz” diye son kararımı bildirdim. Adamdaki cevaba bak “E tamam, bi cafe tutarız arkadaşlarını falan çağırırsın, eğleniriz.!” Hörrssst derler adama, ki dedim ben de! “HAYIR, DAVULLU ZURNALI SALONDA, TÜM AKRABALARIMIN EŞ DOSTUMUN GELDİĞİ NİŞAN İSTİYORUM!” diye bağrındım ben buna. Çaresiz kabul etti. Sonra annem dedi ki, “Annen gelsin en kısa sürede, konuşalım. Bunun bohçası var, hazırlığı var, tarih belirleyelim.”

Bir iki gün sonra annesi geldi. Bu arada ben onlarla yüz göz olmamak için, iş yemeği var bahanesiyle, evde değilim. Üst kattaki komşuda gizleniyorum. Annesinin ilk cümlesi şu olmuş “Sevim Hanım, benim size karşı boynum eğik. Siz ne derseniz, nasıl derseniz öyle olsun” Annem de buna karşılık, “Ayten Abla, biz bir şey istemedik diye, siz de hiçbir şey yapmadınız. Sonuçta ben size kız veriyorum, bunun da bazı gelenek görenekleri var yapılması gereken, siz bizi hepten yok saydınız” diyerek, görüşümüzü açıkça belirtmiş. O gün Mayıs ayında nişan yapılmasına karar verildi. Tarihi de belirledik zaten 17 Mayıs 2008.

Bu küçük toplantının gecesi, Yalçın’la msn’de konuşuyoruz. Bana şöyle bir cümle kurdu “Allah’ın sopası yok! Şimdi düştün elime!” Dedim ne oldu? Beyefendi, bilgisayarımdan msn geçmişlerini alıp kendine mail atmış, okumuş okumuş kurmuş ondan sonra, ben nasıl erkeklerle konuşur muşum? Bir attı tepem..! Ben bir bağrınmaya başla buna telefonda. Tutturdu “oraya gelecem, yüzyüze konuşacaz (aynen böyle konuşuyordu öküz)” diye. Dedim ki, “Gel, bu yüzük zaten parmağımı sıkıyor, gel de vereyim eline”. Geri bastı ondan sonra, özür dilemeler, haklısınlar, köpeğe bağladı yani..! Bunun üzerine nasıl barıştık hatırlamıyorum.

Şubat sonunda nişan kararı alınca, pür telaş yer arama, kıyafet ayarlama olaylarına girildi tabii. Kıyafetimle ilgili şu küçük olayı anlatmam lazım. Nişana kadar kimse kıyafetimin nasıl olduğunu görmedi. Hiç bir detayını bilmedi. Kendi annem da dahil olmak üzere. 🙂

Nisan ayında bohçanın gelmesine karar verdik. Biz de adettir, nişandan önce geline bohça gelir, düğünden önce de damada bohça gider. Tabii mecbur alışverişe çıktık. Nişan sandığı, gecelik takımı (saten ıyyk), tüylü terlikler, iç çamaşırı, çorap, bişeyler bişeyler daha. Bir de makyaj malzemeleri. Makyaj malzemeleri ve parfüm için alışverişi sadece Yalçın’la ben yaptık ama, diğer şeyler için beraberdik. Gittiğimiz yerde annesi, kızım ne lazımsa al bak çekinme dedi, sanki çekinirmişim gibi, her alacağımdan kıllığına iki tane aldım. İyi oldu 🙂 Sonra makyaj malzemeleri için gittik, kullandığım ürünleri aldım, Yalçın’ın dibi düştü tabi o kadar parayı ödeyince. Normalde nefret ederim, sevdiklerimin benim için harcama yapmasından, kıyamam. Ama bana söylediği yalanları düşününce ve bana son kavgamızda söylediklerini düşününce, takmadım bile. Bohça alışverişi bitince, bohçanın doğumgünümde yani 19. Nisan.2008’de gelmesine karar verdik. Hem bohça hem doğumgünü bir arada atlatacaktık işte olayı.

Geldiler, yine bir 30-40 kişi olarak evi istila ettiler. Biz toplasan 10 kişi anca varız yine. Neyse, gayet eğlenceli geçti o gün. Yenildi içildi, oynandı. 9/8’lik olmasa olmazdı. O da oldu.  Amma velakin, bir küçük sorunumuz vardı. O da şu: Biz evleniyorduk tamam ama, Yalçın öküzü daha resmen evlenme teklif etmemişti bana. Tutturdum mu bir evlilik teklifi diye. Tamam tamam diyerek geçiştirdi hep bu konuyu. Bohça olayından 3 gün sonra sabahtan telefon açtı bu bana. “Aşkım, akşam yemeğe gidicez beraber ama biraz resmi giyinmen lazım” iyi peki tamam diyip, hazırlandım ben de. Geldi aldı beni evden. Gidiyoruz. Ama nereye gittiğimizi söylemiyor. Sonunda anladım ki, Kız Kulesi’ne gidiyoruz. Gittik. Bu salak, müthiş heyecanlı, şimdi sözümü hiç kesmeden beni dinle diyip, aralıksız 3 dakika konuştu. Sonunda da o meşhur soru geldi “Benimle evlenir misin?” Sektirmeden “Evet” dedim. (Aklımı sikeyim, dilim kopsaymış.!)

Bu tarihten sonra tabi, provalar, mekan ayarlamaları, takılacak takılar vs.. derken deli bir koşuşturmacanın içine girdik biz. Her şeyle uğraş her şeyle ilgilenmeye çalış. Sinirler iyice gerilsin, zor işler bunlar vesselam. Sonra o büyük gün geldi. 17.Mayıs.2008

Bölüm 4 – yakında..

Reklamlar

9 Yorum (+add yours?)

  1. ferizan
    Nis 14, 2011 @ 13:03:54

    Kelebek ben bunun devamını istiyorum. Kitap gibi okudum. En iyisi sen burda değil bildiğin kitap yap sıkıntı yaratmayalım birbirimize:)
    Şaka bir yana, insanların öküz olduğunu biliyordum da etrafta bu kadar çok olduklarını bilmiyordum.:((

    Cevapla

  2. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 4 « kelebekbiricik
  3. şükrü
    Nis 19, 2011 @ 09:43:51

    hayvanının hayvanlıklarını eşsiz anlatımınla bekliyorum kelebekciğim.

    Cevapla

  4. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 5 « kelebekbiricik
  5. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 6 « kelebekbiricik
  6. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 7 « kelebekbiricik
  7. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 8 « kelebekbiricik
  8. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 9 « Kelebek Güncesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: