Gerçekler Acıtır – Bölüm 1

Tam altı saattir şu yazının başlangıç cümlesini düşünüyorum ama bulamıyorum bir türlü. Hani, ortaokul – lisedeyken kompozisyon derslerinde ilk cümle bir türlü gelmez ya aklınıza, halbu ki onu bir bulsanız su gibi akacaktır yazı, aynı o durumdayım işte. Nasıl başlasam, nereden anlatsam diye düşünüp duruyorum altı saattir. Sonunda akıp gitmesine karar verdim kelimelerin. Ama söz verdiğim gibi, yaşananları iyisi ve kötüsüyle en başından anlatarak. Ki herkes anlayabilsin, neden yandı içim bu kadar. Neden acıdı…

Tüm yaşananların, tahmin edebileceğiniz gibi iki başrol oyuncusu var. Biri ben, SonMelek mahlasıyla bilinen Kelebek BİRİCİK. Diğeri bir zamanlar hayatıma sweetcento olarak girmiş, Yalçın Barçın.

Vakti zamanında yaş daha 20 o zaman, gececiler.net diye bir site var. Acayip eğleniyoruz, tartışıyoruz, konuşuyoruz. Kimsenin birbirini götürme gibi bir derdi yok, sanki yıllardır birbirimizi tanıyoruz. Buluşuyoruz, içiyoruz, sinemaya, tiyatroya gidiyoruz. Eğleniyoruz kısacası… Sonra aramızdan biri, Hakkı Abi (kulakların çınlasın) siteyi alıyor. Yıllardır bağlı olduğumuz site, daha da eğlenceli geliyor bize. Bir de moderatör olmuşuz ki (peeh sanki neyiz) değmeyin keyfimize.

Ben o zamanlar üniversiteye yeni başlamış bir cıvır,  Çanakkale’de bilgisayarım da yok, ancak para bulduğumda gidiyorum internet cafeye, bir saat falan bakınıp siteye çıkıyorum. Ama tatile geldiğimde, anasını ağlatıyoruz geyiğin sabahlara kadar. İşte bu sitenin içinde üyeliğimin 2. yılının sonunda biriyle tek tük muhabbetler ediyoruz. O benim grubuma dahil olmuş ben yokken çıtırdan, ama ben daha görmemişim hiç. İstanbul’dayım o zaman sömestre tatili için. Uykuyla zaten problemliyim. Şu anda olduğu gibi sabahlamışım, sitedeki üç beş kişiyle muhabbetteyiz. İşte bu sweetcento denilen adamı o gecelerin birinde tanıdım. Tatilimin ortalarına kadar da keyifli bir sohbetin katılımcıları olduk.

Bir gün ellerimden şöyle bir cümle döküldü. “Yarın Bakırköy’de işim var, eh bi’ kahve ısmarlarsın artık :)” Yanlış anlamayın, asıldığım falan yok adama. Sadece ciddi anlamda işim var, ve bu kadar çok sohbet ettiğim adamı da görmek istiyorum. Çünkü gececiler öyle bir yerdi. Her hafta sonu buluşan bir grup insandık biz. Hatta bir bayram günü yirmi kişi Hakkı Abi’nin evini istila etmişliğimiz vardır. Neyse, “tabii ki, sevinirim” diye bir cevap geldi karşıdan.

Ertesi gün uzun sürdü işim. Söz verdiğim saati geçirdim biraz. Dernekte (Atatürkçü Düşünce Derneği) işlerim vardı, çıkamadım. Bir saat sonra gittim iş yerine (ben o zamanlar öyle zannediyordum, meğer tanıdık diye kullanmasına izin veriyorlarmış). Elektrikler kesik. Ziller çalışmıyor. Son kontörümle aradım (aah ah kontörlü telefon, güzeldi bee) “Kapıyı açar mısın?” Aşağı indi. Kapıyı açtı ve öylece kalakaldı karşımda. İçimden tek bir cümle geçti, “Sıçtık!”. Bunu kendimi beğenmişliğimden demiyorum. Hissedersiniz karşınızdakinin düşüncesini, anlarsınız. Koç kadınıyım ben, anlamamam imkansız 🙂 “Eee, geçeyim istersen” dedim de, kendine geldi ve yukarı çıktık.

Biraz konuştuk, ben ona öğrenciliğimi anlattım o bana bilgisayar mühendisi olduğunu ve kendi öğrencilik zamanlarını anlatmaya başladı. “Ben bir kahve suyu koyayım” diyip mutfağa gitti ondan sonra da… Geri döndü, biz biraz daha konuştuk ve tekrar mutfağa gidip kendi kendine gülmeye başladı. “Ne oldu Yalçın, neden gülüyorsun?” diye sorduğumda “Suyu koymuşum ama kettleın düğmesine basmamışım” diye kahkahayla karışık cevap verdi. Benimse aklımdan geçen şey “Hassiktir, fena sıçtık!” oldu.

Böyle demiştim, çünkü kimseyle uğraşacak ne gücüm ne de isteğim vardı. Uğraşmak yanlış kelime belki ama, istemiyordum kimseyi hayatımda. Bunalımlı bir dönemdeydim, kimseye hakkettiği değeri veremezdim. Kaçıyordum ikili ilişkilerden. Yorgundum.

Neyse, adam bilgisayar mühendisi olunca fikrini almak ve konuyu benden başka bir yöne çekmek için, laptop almayı düşündüğümü söyledim. Bayiliği olduğunu ve ona danışmadan almamamı, fiyatların gayet uygun olduğunu söyleyince, ayın 27’sinde buluşup laptop almaya gitmek üzere sözleştik. (Öğrenciyiz tabii o zaman, beleşi var deseler, Fizan’a gider öğrenci adam 🙂 )

Ayın 27’sine kadar yüzyüze görüşmedik hiç ama sitede tam gaz muhabbet etmeye devam. Birebir değil, grupla beraber. Sonra tarih geldi çattı 27’sine. Gidemedik o gün ama ertesi gün yani tarih 28.01.2007’yi gösterdiğinde, Kadıköy’e doğru yola çıkmıştık beraber. Kuzeniyle gelip beni aldılar ve lanet olası trafik yüzünden Kadıköy’e 2 küsür saatte gidebildik. Bilgisayarımı aldıktan sonra, hadi bir yemek yiyelim dedik ve Capitol’e girdik. Bu arada sohbet muhabbet gırla tabi. Benim de o gün, çok sevdiğim Gülnur’umun doğumgününe gitmem gerek. Bunlar beni eve getirdiler, bilgisayarımı bıraktım ve tekrar Taksim’e götürdüler. Tabii doğumgününe çağırmadım ama bir şey yapmak lazım yoksa ayıp olacak, o kadar uğraştı benim için diye düşünüyorum. O konuşmaya başladı “Ben buralarda olacağım, bir arkadaşımın yeri var, dönerken yalnız dönmek istemezsen bırakırım ben seni” dedi. Ben de “Eh, erken çıkarsak ararım, sana bir bira ısmarlarım, o kadar yoruldun bugün” diyerek ayrıldım yanından.

Doğumgünü partisi bittiğinde saat 01:30 falandı sanırım, ben de sözümü tutmak için aradım. “Hadi gel bir bira ısmarlayayım sana” diye. Ben onu yaklaşık yarım saat Burger King’in önünde bekledim, bu arada bokum dondu desem yeridir. Kış günü. Girsene içeri salak, niye girmiyorsun. Kafa yok işte… Yaş daha 22 be.. Kan deli akıyor o zamanlar. Neyse, geldi bu ben öyle burun kızarmış, tirtir titriyorum. “N’olur bi kahve içelim” dedim girdik içeri. Kahvelerden 5 dakika sonra annem aradı, hadi dön artık diye, biralar yalan oldu. Dönüşe geçtik. Eve tabii ki o bıraktı.

Ertesi gün, sabah işe gittim ben. (Bakırköy’de kermeste çalışıyorum o zaman) Yanımda bilgisayar. Akşam kankaya gösterilecek, onay alınacak 🙂 Neyse mesai bitti, biz her zamanki gibi Volkan ve Bahadır ikilisiyle çöktük Melantis’e. Telefonum çaldı. Arayan Yalçın. “Eee, nasılsın, nerelerdesin?” muhabbeti. Dedim “Akşam bira ısmarlayamadım sana, hadi gel çay ısmarlayayım”. Mekanı tarif ettim, geldi. Ama yüzüne bile bakmıyorum bilgisayarıma kilitlenmişim zira. “Bu Yalçın, bu Volkan, bu da Bahadır. Hadi siz kaynaşın” dedim. Hakikaten öyle oldu. Zira o esnada bilgisayara program yüklemekle meşguldüm. Bir ara önüme bir poşet uzattı. “Dün bunları almayı unuttuk” dedi, poşete bir baktım mikrofon, kulaklık ve mouse. Suratımdaki ifade şuydu “Kanka sıçtık”.

Pek sağolasıca Volkan adamla zibilyon tane ortak yönünü görünce, bizim rutin akşam çaylarımıza Yalçın da katılmaya başladı. Bu arada biz geceleri Yalçın’la msn’den sohbet etmeye devam. Çıtırdan yazmaya da başladı abimiz ama ben ısrarla hayatımda kimseyi istemediğimi belirtiyorum laf aralarında. Sonra bir gün, Volkan’la tartışmasını yapıyoruz bunun sık sık, bana bi mesaj attı akıllı kanka kuzenim. Satır satır aklımda. ” Adam seni görünce, sahibini görmüş ev hayvanı gibi dört dönüyor etrafında, aradığın adam o”. Sonra annemle konuştuk, dedi ki: “Sen sevdiğinin değil, seni sevenin peşinden gideceksin. O zaman daha mutlu olursun!”

Dedimki kendi kendime  “Eh be kızım, bu zamana kadar sevdin de ne oldu, adamlar ağzına sıçtı hep. E bu çocuk gözünün içine bakıyor senin, neden olmasın?” (aklımı sikiyim, ne salağım yaa) Tabii kendime bi kıvırma payı da bırakmadım değil, “Hem olmazsa 2 haftaya Çanakkale’ye döneceksin zaten, oradayken çirkefin alasını çıkarır, kurtulursun”  (Zihnime çomak sokayım, nasıl düşündüm lan ben bunları?)

Biz bir anda sevgili moduna girdik. (Girmez olaydık) Günler yetmiyor falan (İstemem yan cebime koy olmuşum resmen yaa, şimdi farkettim). O arada Hande geldi Çanakkale’den İstanbul’a. Dışarı çıktık hep beraber. Hande ki benim hiçbir erkek arkadaşımı sevmemiş, tabir-i caizse nefret etmiştir. Yalçın’a bayıldı. “Bu çocuğu üzersen senin ağzına sıçarım” diyerek sırtıma o meşhur şaplağını da indirmişliği var. Arada sevgililer gününü çıkardık (Lan kolay mı ömrü hayatımın ilk sevgililer günü. Daha önce hiç denk getirememişim).

Gel zaman git zaman, benim tatil bitti, Çanakkale’ye dönüş vakti geldi çattı. Beni havaalanından yolcu edecek ama ağladı ağlayacak, zor sabrediyor (tabii ben içimden, kıyamam diyip, dışımdan “Ağlama aşkoo yaaa, gelicem yinee” diyorum) Uçaktan inmemle telefonumun çalması bir oldu. “Gittin mi?” Adam bir dur, evime gideyim ya hu. Neyse, ağladı telefonda falan, hiç sevmem ota boka ağlayan erkeği.

Aradan 3 gün geçti. Sadece 3 gün. Bir sabah telefonuma bir fotoğraf geldi. Üniversitenin giriş kapısı “Aşkım sizin okul burası mı?” diye. Fırladım evden üstümde pijamalar, sabahın körü. Gördüğüm anda kurduğum cümle “Hassiktir ne işin var senin burada?” El-Cevap: “Özledim” İşte o zaman anladım, bu ilişkinin öküzü ben, romantiği oydu. (Çok sonraları anladım ki, bu ilişkinin uyanığı o, aptalı bendim)

Bir süre böyle devam etti bu. Haftanın üç günü İstanbul’da 4 günü Çanakkale’de yanımdaydı. Hoşuma gidiyordu aslında, bu ilgi, ne yalan söyleyeyim. Adam kopamıyordu benden işte. Bugüne kadar tüm ilişkilerinde ağzına sıçılan kız, şimdi el üstünde tutuluyor ve yavaş yavaş adama bağlanıyordu. İşte bu aralar ağzımızda bir evlilik lafı dolaşmaya başladı. Yaş 24 hanımlar beyler, kan deli…

Bölüm -2 yakında…

Reklamlar

12 Yorum (+add yours?)

  1. şükrü
    Nis 09, 2011 @ 22:28:45

    sabırla bekliyorum devamını kelebek.

    Cevapla

  2. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 2 « kelebekbiricik
  3. Kelebek BİRİCİK
    Nis 11, 2011 @ 02:00:03

    Her şeyi tek tek hatırlayıp yazmak, can sıkıcı olabiliyor. Ama bugün ikinci bölümü yayınladım. Yavaş yavaş, hepsi gelecek 😉

    Cevapla

  4. Volkan
    Nis 12, 2011 @ 20:56:40

    ”Kimsenin birbirini götürme gibi bir derdi yok” Yazdıklarının hepsine katılırım bu cümlene değil komşum 🙂

    Cevapla

  5. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 3 « kelebekbiricik
  6. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 4 « kelebekbiricik
  7. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 5 « kelebekbiricik
  8. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 6 « kelebekbiricik
  9. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 7 « kelebekbiricik
  10. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 8 « kelebekbiricik
  11. Trackback: Gerçekler Acıtır – Bölüm 9 « Kelebek Güncesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: