Yaş olmuş yirmidokuz!
19 Nis 2012 Yorum yapın
in Yeni Yaşlar
Evimden kilometrelerce uzakta bir otel odasında saatin 00.00′ı göstermesini bekliyorum, 29. yaşımı hakkettiği gibi karşılayamayacağımı bilerek… Kulağımda Kolpa çalıyor, yatağın soğuk tarafının yakıcılığından dem vuruyor. Günlerdir takıldım bu şarkıya, oysa benim yatağım tek kişilik, benden başkasına yer yok, o zaman neden içerliyorum bu kadar günlerdir?
Geçen yıl 28. yaşıma öğütler vermişti 27. yaşım. Hoş hiç dinlemedi yirmisekizim yirmiyedimi, küçüksün sen dedi, kulak arkası etti laflarını. Bu sene direkt ben dalayım diyorum konuya, gelmeden uyarayım, çekeyim kulaklarını… Dinler mi dersiniz? Su testisi su yolunda kırılmasın bu sefer, tüm derdim bu!
Sevgili yirmidokuz, sanırım sana yirmidokuz dememin bir sakıncası yoktur. Şimdi iyi dinle beni! Yirmisekiz’in gidiyor olmasından oldukça memnunum çünkü bana buhranlar, sıkıntılarla geldi, pek iyi şeyler getirmedi. Sen efendi gibi gel, izin ver önce yirmisekizden kalanları temizleyeyim. Halim kaldıysa bir sıkıntı getirmişsen sana da sorarım, ama hala mücadele ediyorsam yirmisekizin ardında kalanlarla, rica edeceğim götünü sık, o sorunları bir kenarda sakla.
Yirmisekiz, yirmiyediden kalan o tek beyaz teli hiç sevmedi, yalnız bırakmaya karar verdi, sen de öyle yap! Beni dip boyası derdinden sonra bir de beyaz kapatma derdiyle uğraştırma!
Beynimin karşıma çıkan her adama orospuçocuğu muamelesi yapmasına izin verme, yirmisekiz’in tanımadığı hakkı sen tanı o insanlara, kalbimle beynimi senkronize çalıştır, biri diğerine baskın çıkmasın!
Bu arada yirmisekizin dokunmadığı huylarıma sen de dokunma, çok pis bozuşuruz aklında olsun!
Bana biraz sakinlik getir, sinirlerimi yatıştırmama yardım et, etrafımdakileri kırmama izin verme (kırılmayı hakkediyorlarsa beni bir cadaloza çevirmekte tereddüt etme ama!)
Zaman akıp gittiğinde ve sana veda etmem gerektiğinde, seni çok sevdim, keşke bitmeseydin dememi sağla yaptıklarınla… Otuz’un seni her daim kıskanmasını sağla..!
Sevgili yirmidokuz, gelirken değişiklikler getir hayatıma… Yaşamın her yönünden değişiklikler getir bana, o değişiklikleri kabul etmemi sağla! Yalnız bu değişiklikler içinde saçlarımı pembeye boyatmayı seçersem sana zahmet beynime elektrik şoku uygula! Değişiklik dediysem, o kadar da değil.
Çokça sabır getir yanında, dayanma gücü getir. Kaybetmekten korkmayacağım kadar irade de isterim senden. İstediklerim fazla gelmesin, tam üçyüzaltmışbeş gün yanımda olacaksın, bunları konaklama bedeli olarak düşün.
Şimdi, gel hadi bekliyorum… Ne olursa olsun seni seveceğim ama, kendinden nefret ettirme…
Saat 23:59. Hoşçakal yirmisekiz… Seni hep hatırlayacağım ama seninle yaşadığım sıkıntıları unutabileceğimi sanmıyorum. Üzgünüm. Keşke daha güzel anılarım olsaydı seninle… Hoşçakal…
Ve 00.00! Hoşgeldin yirmidokuz! Geç şöyle.. Söylediklerimi unutma… Güzel bir birlikteliğimiz olur umarım!
İyi ki doğdum!
…
14 Şub 2012 Yorum yapın
in Dışa Vurum
Kendimi bi bok sanmıyorum da sevgili,
Bizi çok büyütüyorum gözümde…
Ne sen tamamsın benimle,
Ne de ben bir bütün seninle…
Bir gün vuracak bizi bu aşkın, eksik halleri…
Ne senin gözün görecek beni,
Ne de ben duyacağım seni…
Korkma sevgili,
İkimize de doğacak güneş,
İkimizi de kurtaracak hayat,
Şimdilerde ikimizde tutsak..!
Üzülme sevgili,
Bitecek bu ikili delilik…
Bitecek bu yalanlar.
Sonra sen sağ, ben selamet…
Sussam dilime yazık, uçmamak kanatlarıma…
16 Oca 2012 1 Yorum
in Dışa Vurum
“Gün yine acıya çaldı bir yerden ve zaman akışta…”
Usul usul Usulca’yı söylüyor Sakman, ben aklımda bir ton düşünce oturuyorum aynı sandalyede… Kıçım yer etmiş artık yıllardır oturmaktan… Eminim sandalyenin izi de benim bi taraflarıma çıkmıştır…
Taslaklarla dolu bu blog… Başlayıp başlayıp bitirmediğim hikayelerim gibi, anlatmak isteyip de sustuğum şeylerle dolu… Yapamıyorum ne zamandır.. Bitiremiyorum hiç bir yazıyı… Sanki kelimelerim yetmiyor anlatmaya. Çözülmüyor parmaklarım… Tıkanıp kalıyorum olduğum yerde… Deniyorum, deniyorum… Ama sonunu getiremiyorum cümlelerimin… Sadece yazmalarım değil, sıkıldım artık sanki anlatmaktan… Bir kelam, iki kelam… Üçüncüsü gelmiyor, getiremiyorum ardını… Oysa ne çok istiyorum hikayelerimi anlatmayı… Ne çok istiyorum içimde biriktirdiğim tüm acıları bir bir döküp rahatlamayı… Sevinçlerimi paylaşıp, daha da çoğaltmayı… Ama yapamıyorum, olmuyor…
Manik-depresif arkadaşıma benziyorum gitgide… Manik döneminde neşesinden geçilmeyen o şen şakrak adam, depresif dönemine girdiğinde, köpeğinin mamasıyla omlet yapar yerdi… Daha o noktaya gelmedim ama, depresif dönemlerim çoğaldı farkındayım… Derdimi anlatamıyorum kimseye… Tüm hayatımdan sıkılmış gibi hissediyorum çoğu zaman, sonra kendi kendime, bu hayat için şükrediyorum… Anlamış değilim ben de kendimi, dolayısıyla etrafımdakilerin de anlamasını beklemiyorum…
“Sussam dilime yazık, uçmamak kanatlarıma…”
Böyle diyor Sakman, o diyor, ben döküyorum gözümün yaşını usulca… Ağlamak da rahatlatmıyor eskisi gibi… Sanki gözyaşım yitirdi o ruhumu temizleme özelliğini… Ya da ben, annemin kucağını, kopup gittiğim o kadim dostun omzunu ve yahut sevdiğim adamın kollarını arıyorum ruhumu temizlemek için… Ben onu seviyorum, o kim bilir hangi diyarda, ruhumun acısından habersiz, çok sevdiğini söylemelerde sadece… Yetiremiyorum sadece sözcükleri ruhuma, denkleştiremiyorum.. Oysa ne güzeldi eskiden, sadece sözcükler yeterdi mutlu olmama… Şimdi olmuyor… Şimdi istiyorum ki… Neyse, istesem ne değişecek ki…
“Hastayım, yorgunum, seni bekliyorum, zaman akışta…”
Bekliyorum evet, ama zaman öyle hızlı geçiyor ki, soğutuyor içimi… Yetmiyor artık beklemek hiçbir şey için…
Üzgünüm…
Üzgünüm…
17.01.2012
İstanbul…
Aynı oda…
Aynı sandalye…
Bir Bayram Klasiği – Teyzelerle Mücadele!
06 Kas 2011 Yorum yapın
Siz ne derseniz diyin, ben bayramları sev-mi-yo-rum! İster Ramazan/Şeker Bayramı olsun, ister Kurban Bayramı… Bayram tarihleri yaklaştığı zaman ruhum sıkılıyor resmen!
Öncelikle bütün bir yıl görmediğim, görmeye ihtiyaç duymadığım insanlarla, kısacık bir zaman diliminde sırf zorunluluktan görüşmeyi sevmiyorum! Anlam da veremiyorum zaten. Neymiş, saygıymış!!! Ben böyle saygının dibine dibine! Hayır çocukken, bi bok anlamıyordum bu ziyaretlerden. Aptal aptal annemin dizinin dibinde oturur, ikram edilecek çikolatayı beklerdim. “Aman ne kadar büyümüşsün sen”, “Ay ne tatlı çocuksun, ne uslusun sen” cümlelerinden başka da bir şey duymazdım.
Büyüdükçe işler değişiyor… Bir şekilde o ziyaretlerin hedef noktası haline geliyorsun!
“Eee nasıl gidiyor bakalım üniversiteye hazırlık?” sorusu geliyor önceleri. Birileri senin yerine cevap veriyor “Aah ahh çok yoruluyor kızım, sabah akşam test çözüyor, zorla çıkardık odasından bugün, şu sınavlar bir bitse de rahatlasa evladım” Ulan manyak mısınız, benim ağzım yok mu cevap veremiyor muyum? Evet beni o odadan zorla çıkardın çünkü gelmek istemiyorum ben o bilmem ne teyzenin evine! Sonra üniversiteyi kazanıyorsun ama sorular bitmiyor! “Kelebek okul nasıl kızım, alıştın mı?” Sen daha ağzını açmaya fırsat veremeden, “Ayy bilmem ne yengesi/teyzesi çok iyi maşallah zehir gibi okuyor çocuğum” diye annen atlayıveriyor! Ulan alttan 3 dersim var sorsana bana, nesi iyi? Ama yok, sen o sülalenin en zeki, en akıllı, en başarılı çocuğu olmak zorundasın, söz hakkın hala yok!
Okulu bitirip geliyorsun, “Ee ne çıktın sen şimdi?” İşte bu soru sorulmaya başladığında yaşın da verdiği etkiyle, susturabiliyorsun anneni. “Bilmem ne oldum, zuttirik teyzeciğim” Ama teyze dur durak bilmiyor, “E iş imkanı var mı, buldun mu iş?” Buldum desen dert, demezsen ayrı dert. Bir de yaptığın işi anlatmaya başlıyorsun, sonra aldığın maaşı soruyorlar. İşsizsen daha da dert, “Vaah vaah, oku o kadar bir de işsiz kal, yazık çocuğum, e sen bi memur falan olamıyor musun?” Hah gel işte delir ondan sonra! Kadın sen ilkokulu bitirmemişsin lan! Ne karışıyorsun bana? Ama laf anlatamıyorsun!
Bir sonraki bayram teyze artık yaşınızın kemale erdiğini düşünüyor, “Ee yok mu birileri? Vaktidir artık, evlen kızım, anneciğin de torun torba görsün vakitlice” diye salıyor bombayı..! Hasssiktiiir demiştim bu soruyu ilk duyduğumda zira daha 23 yaşındaydım. Verecek cevabım olmadığından “Hayırlısı” diyip geçiştirdiğimi hatırlıyorum.
Bir kaç bayram geçiyor, o sırada siz birini buluyorsunuz, “Eee, söz ne zaman, adını koyun!” Amk gel isim annesi sen ol lan ilişkimin allaaanı seversen!
Nişanlanıyorsun, düğün ne zaman sorusu geliyor!
Evleniyorsun, çocuk ne zaman?
Doğuruyorsun, ay buncağıza kardeş lazım, tek çocuk olmaz!
Boşanıyorsun, “Aaa ne oldu, gayet güzel anlaşıyordunuz? Neden boşandınız?”
Ulan kaltak, ilişkimizin her safhasına sen ve senin gibi zibilyon tane akraba teyze karıştı! Tat tuz mu bıraktınız lan evimizde? Her kararı siz verdiniz! Her adımı siz belirlediniz, evliliğin içine ettiniz! Sonra ne oldu? Al tek çocuğumun psikolojisi bozuldu, dünyaya bir sorunlu ergen bağışladınız, 7/24 depresyonda gezecek bu çocuk, emo bile olabilir! Hepsi sizin suçunuz!
Uzun lafın kısası!
Çok soru soran, Zuttirik Teyzesiz Bayramlar dilerim efendim. Doğacak çocuklarınızın ruh sağlığı için Teyzesiz yerlerde geziniz.!
Sevgiler.
Kelebek.
Tecavüz Kaçınılmazsa, Çeyizini Hazırla!
16 Eyl 2011 2 Yorum
in Sinirlenmece

Okudum, anlam veremedim. Bir daha okudum, “çüşşş!” dedim. Arkasından klasik ben olarak küfürlerimi yağdırmaya başladım!
Ulan sizin gibi hakim ve savcıların senelerce okuyup da eskittiği sandalyeye, masaya; deftere kitaba ve hatta yazdığınız kaleme dahi YAZIK!
HSYK tarafından düzenlenen ‘yargının hızlandırılması ve sorunların tespit edilmesi’ amaçlı toplantılarda, pek sayın(!) hakim ve savcılarımız bazı önerilerde bulunmuşlar. Bazıları çok insancıl; protokoller imzalansın, buralarda savcı ve hakimler ücretsiz muayene olsunlar; cüppe tasarımları yenilensin; hakim ve savcılar psikolojik destek alsın” vs.. vs… Ama bir kaç konu var ki, hah işte benim tepemi attıran da o bir kaç konu!
Biri 15 yaşından küçüklere karşı işlenen cinsel ilişki suçlarında rıza durumu varsa ceza miktarının düşürülmesi. Şimdi, 15 yaşından küçük, kaç yaşından büyük olacak o çocuklar, rıza gösterebilmek için. Kız çocuklarla erkek çocuklar arasında bir yaş farkı olacak mı bu rızaen durumlarında? 7-8 yaşındaki çocuk nereden bilecek, cinsel ilişkinin ne olduğunu da rıza gösterecek? Hadi bildi diyelim, daha 2 sene önce 17 aylık bebeğe tecavüz edilmedi mi? Onun rızasıyla mı oldu o tecavüz, ne yaptı bebecik, uyurken kolunu çok mu şuh attı yan tarafa? Tecavüz cezaları arttırılsın, ağırlaştırılsın derken, tabiri caizse bir taraflarımızı yırttık, yırttık da ne oldu?
Ayrıca adli tıp tarafından verilen rapora da takmışlar, daha hızlı alınsın diye o rapor, ruh sağlığının bozulup bozulmadığına bakmayalım, sadece beden sağlığının bozulup bozulmadığına bakalım demişler. Burada söyleyeceklerim var işte!
11 yaşındaydım, anneannemin evinden sadece üç apartman aşağıda, arkadaşımın oturduğu binanın önünde duruyorduk. Yanımızda bir banka, bankanın önünde sıra bekleyen insanlar. Orospu çocuğunun bir tanesi, tam önümde, belli ki çok gurur duyduğu cinsel organını çıkardı pantolonunun fermuarını açarak. Arkadaşıma eve çıkmasını söyleyip ben de anneannemin evine döndüm. Çocuk aklımla kimseye de bir şey söylemedim. İlkokul 5. sınıf öğrencisiydim ya hu! 3 gün sonra okulun hemen karşısında her sabah alışveriş yaptığım pastahanenin önündeydi! Yine kimseye bir şey söylemedim. Bir hafta sonra, yine anneannemin evinden çıkıp, kendi evimize dönecektik, ben beş dakika kadar erken indim çöpleri atmak için, adam apartmanın tam karşısında duruyordu. Ben nereye gidersem o tarafa gidiyordu o da… Korktum, o kadar çok korktum ki, en başında yapmam gereken şeyi yaptım, koşa koşa apartmana girdim, anneannemin evine çıkıp, “anneme biri beni takip ediyor!” dedim. Anneannemin evinin bulunduğu apartmanda 2, etrafındaki apartmanlarda da birer siyasi parti bürosu bulunduğundan, hem apartman hem de etraf sivil polis kaynıyordu. Annem polislerden birine söyledi. Bina kapısından çıkmadan önce adamı gösterdim, kapıdan çıkıp biraz yürüyecektim, beni takip edip etmediğine bakacaklar ve takip ederse yakalayacaklardı polisler. Çıktım, titriyordum yürürken, adam beni takip etmeye başladı. Annemle sivil polislerden birinin de hemen arkamdan çıktıklarını duydum ama adam onları görünce kaçmaya başladı.
Sonunda bir ara sokağa girdi ve caminin içinde yakaladılar onu. Karakoldaki ilk ifadesinde, kaçırıp evlenecektim, demiş adam. İnanabiliyor musunuz? Temiz bir dayak yediğini biliyorum, ama sonrasında savcılık tarafından serbest bırakıldı. (Nedenini bilmiyorum, üstünden 17 yıl geçmiş) Ama o geceden sonra ne oldu biliyor musunuz? Ben çok uzun bir süre bakkala dahi yalnız gidemedim, sokakta gördüğüm kel adamlardan hep korktum, karanlık bir odada tekrar uyuyabilmem 4 yılımı aldı, evimizden taşındık, bir süre okula polis gözetiminde gidip geldim. Sokakta gördüğüm ve kahverengi pantolon giyen her adamı o zannettim. Şimdi bu olayda, benim bedenim her hangi bir zarar görmedi, adam saçımın teline bile dokunmadı ama ben hiç zarar görmedim mi? Hiç zarar görmemişsin diyen, siktirsin gitsin!
Son olarak ki bu en bombası: Kaçırılan ve alıkonulan, tecavüze uğrayan kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi durumunda koca hakkında (ne kocası aq, tecavüzcü) cezanın ertelenmesi. Ne olacak yani şimdi? Kızları tecavüze uğrayan aileler, konu komşuya çikolata mı dağıtacak? “Eh kızımız tecavüze uğradı, nişanlı sayılır artık?” mı diyecek! Kızcağız da çeyizi için dantel örmeye mi başlayacak?
Ne yapıyor bu HSYK? Fatmagül’ün Suçu Ne adlı salak diziyi mi izliyor boş zamanlarında?
İşin komik tarafı, bu önerileri neden sunuyorlar biliyor musunuz? İş yükleri azalsın diye!?! Ya hu çözebildiğiniz ne var ki? İşinize gelmeyen dosyanın hiç açılmamasına kadar veren de siz değil misiniz zaten? (Bkz: Gerçekler Acıtır dizisinin yazılma nedeni) Ergenekon davasında hiç bir suçu ispatlanmamış insanları içeride tutan da siz değil misiniz? Hangi işin yükünü hafifletmekten bahsediyorsunuz?
Size son sözüm, kısa
ve öz!
HassSiiYkKtiriniz!
Sinirlerimle…
Kelebek
Telaşa Mahal Yok! Döndüm :)
12 Eyl 2011 Yorum yapın
Selamlar,
Önce TTNet’in sonra da bilgisayarımın yaptığı şakalar bitti ve ben geçtiğimiz hafta, beş yıllık emektar laptopuma kavuştum. Dolayısıyla, yazamadığım tüm yazılar aklımda… Çarşamba gibi yavaş yavaş, buradan paylaşmaya başlarım diye düşünüyorum.
Merak edip yolladığınız mailler için teşekkürler.
Yaşıyorum, nefes alıyorum, bir sorun yok…
Görüşmek üzere…
Sevgiler..
Kelebek…
Anne… Bil İstedim…
15 Ağu 2011 Yorum yapın
in Dışa Vurum
Sen benim içinde binlerce küçük kadın barındıran matruşka bebeğimsin. Aynı zamanda da kırılgan camdan bebeğim… Son zamanlarda birbirimize giriyoruz nedensiz… Üzülüyorum, üzülüyorsun… Seni üzmek için yapmıyorum hiçbir şeyi. Ben ki, sen üzülme diye elimin tersiyle ittim onlarca fırsatı… Bensiz kalma, yalnız kalma diye… Bil istedim…
Benim de fikirlerimi dinle istiyorum, ondan tüm bu tartışmalarımız. Ondan bu bir şeyi paylaşamıyor gibi kavgalarımız. Hayatta en çok istediğim şey, gözlerindeki ışığı görmek. O ışığı söndüreni öldürürüm gözümü dahi kırpmadan. Bu yüzden ayarsız sinirlerim, bu yüzden sana “annenmiş” gibi davranmam. Hayatın bize verdiği rolü karıştırıp, sana dair aşırı koruyucu olmam bu yüzden… Bil istedim…
Çok şey yaşadın bal gözlü meleğim, ve sen bunları yaşarken yanı başındaydım ben. İşte tam da bu yüzden, sen yeniden üzülme diye, yeniden yenilme hayata diye kendimi kaybetmem. Çatma kaşlarını sana hoşuna gitmeyen bir şey söylediğimde, söyleme şeklim yanlışsa bile, tüm iyi niyetim var içinde… Bil istedim…
Önümüzde yıllar var, yollar var… Seçtiğin yol ne olursa olsun arkanda ben olmaya devam edeceğim… Seni de tercihlerimde arkamda görmek tek istediğim… Bil istedim…
Annem… Canımın en can yeri… Seni çok seviyorum… Bunu da bil istedim…
Doğumgünün kutlu olsun…
Kızın…
Karabük Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Uzaktan Eğitim Hakkında
24 Tem 2011 63 Yorum
Merhaba,
Son günlerde okuduğum bölümle ilgili çok sayıda mesaj alıyorum. Malum tercih döneminde olduğumuz için ben de bölümü düşünen adaylar için bir kaç notla açıklama yapayım istedim.
Öncelikle bölüm adı üstünde Uzaktan Eğitim. Derslerinizi internet üzerinden online olarak alıyorsunuz. Bu dersler genellikle 18:00′den sonra oluyor. Derslerle ilgili dökümanlar, aynı internet sitesine yükleniyor. Ayrıca online derslerinizi daha sonra tekrar izleyebiliyorsunuz.
Okula geliş gidişleriniz sadece sınavlar için ancak, her dönem final sınavlarından önce iki haftalık örgün eğitim mevcut. Sınavlar genellikle 4 gün içerisinde bitiriliyor.
Uyarmak istediğim tek konu şudur ki; sadece İngilizce biliyor olmanız bölümü okumanıza yetmiyor. Çünkü işin mutfağına iniyorsunuz. İnceliyorsunuz. Tabiri caizse inciğini cinciğini çıkarıyorsunuz. Edebiyatın içine giriyorsunuz. Bol bol okumanız gerekiyor. Okuyup araştırmayacaksanız ve en azından kendinizi ifade edecek kadar İngilizce bilmiyorsanız, bölümü yazmanızın hiç bir anlamı yok. (Sözüm dil bölümü öğrencileri için değil, diğer bölümlerden gelecek olan öğrenciler için.)
Şöyle bir örnek vereyim. Toefl’da yaklaşık 600 puanım var (2003 yılından), ayrıca bölümün en yüksek puanı olarak gördüğünüz 429 puan bana ait, ancak benim dahi alttan almak zorunda olduğum derslerim var. Bu kesinlikle benim hatam zira yeterli dikkati göstermedim.
Bölümün uzaktan olduğuna kanıp da rahat bir öğrencilik geçiririm diye düşünmeyin yani
Gelelim Karabük’e. Çok büyük bir şehir değil ama zaten sizin kalacağınız gün sınırlı olduğundan bunun sizin için problem olmaması gerek. Konaklama fırsatı çok kısıtlı olduğundan gelmeden önce yerinizi ayırtmanızda fayda var. Konaklama için Safranbolu’yu tercih edebilirsiniz.Karabük ile Safranbolu arasında minibüs seferleri 15 dakika sürüyor.
Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. Eğer aklınızda sorular varsa, bu blogun altına yorum bırakın arkadaşlar, elimden geldiğince kısa sürede cevaplarım.
Hepinize başarılar.
Sevgiler.
Kelebek
TTNet Bana Cızzzz Dedi :)
21 Tem 2011 Yorum yapın
Selam
Aslinda Hay Bin Kaynana Vol.2′yi yazarak kiz annelerine sarmayi dusunuyordum ama TTNet baglantimi gumletti :/ Baglantim geri donene kadar pek bir seyler yazamayacagim gibi duruyor ama sunu soylemek isterim ki; Kiz anneleri elimden, dolayisiyla dilimden kurtulamayacaksiniz
Herkese sevgiler,
Yeniden yazana kadar kendinize dikkat edin ![]()
Opuldunuz ![]()
Kelebek
Hay Bin Kaynana!
18 Tem 2011 Yorum yapın
in Dışa Vurum
Biri bana tüm erkek çocuğu analarının götünün neden 25 cm havada olduğunu mantıklı nedenlerle açıklasın, bir daha blogumun yanından geçmicem yemin ederim! Lan bu nasıl hava nasıl tafra, nasıl bir özgüven! Hayır doğurmaksa mesele, kız çocuğu anaları da aynı sıkıntıyı çekmiyor mu be? Şahsen benim annem dokuz ay yirmibeş gün taşımış beni karnında (rahatıma pek düşkünüm de, yerimi sevmişim), dışarı çıkayım diye bilmem kaç defa suni sancı uygulamışlar kadıncağıza ama bende tık yokmuş, kesip biçmişler bir de garibimi. Hayır sizinkinin çükü var diye niye bu kadar böbürleniyorsunuz?
Oğlanın hem çocukluğunu hem ergenliğini hem de yetişkinliğini yakıyorsunuz farkında değilsiniz. O el üstünde tutmalar, şımartmalar, pohpohlamalar… Geçen sokakta gördüm, velet takılmış taşa düşmüş, zırlıyor, annesi olacak kadın, almış taşı eline “Vay aptal taş, vay gerizekalı taş, kör müsün sen benim Efe’mi nasıl görmezsin, kocaman Efe’me nasıl takılırsın?” Aha dedim günün gerizekalısı! Kadın, çocuk bu, düşe kalka büyüyecek! Ben dizlerim yara içinde gezdim be! Bir kere de olsun taşı azarlamadı benimkiler. N’oldu şimdi sevmiyor mu benimkiler beni? Nedir yani?
Bir de “erkek evladım o benim, bir tanecik” diyerek halihazırdaki kızınızı üzmenin mantığı ne ? Eşek sıpası belki on yaş küçük kızcağızdan ama sizden aldığı gazla yapmadığı kalmıyor. Farkında değilsiniz, oğlanı bu kadar şımartınca, fena görümceler (ki yazının ilerleyen bölümünde kendilerinden görümcek diye bahsedilecektir) yetiştiriyorsunuz!
Ay bi de hakkaten böbürlenecek adamlar yetiştirseniz, içim gam yemeyecek. Şımartmalarınız yüzünden el bebek gül bebekliğe alışır, hayatı herkese zindan eder. Başta size, sonra ailesindeki kadınlara, en sonda karısına, sevgilisine! Yav elinizi ayağınızı kırayım, yapmayın lan böyle! Ayrıca hayatın hiç bir alanından bir bok anlamaz! Aile hayatını bilmediği gibi iş hayatını da bilmez! Hiç bir işte dikiş tutturamaz, anneciğinin kucağına, babacığının parasına güvenir.
Pek sevgili(!) kaynanalar, yani oğlan anaları, etrafta evlenilecek adam olmamasının tek suçlusu sizlersiniz! Çünkü bu oğlanları adam gibi adam olacak şekilde yetiştiremiyorsunuz! Ondan sonra da kızlara bok atıyorsunuz! “Ay Hamide Hanımcım, kız mı kaldı allasen, hepsi erkek gibi, dilleri bir karış” bikbikbik! Ulan etrafta adam olmayınca adamlık da bize düşüyor farkında değil misiniz?
Bugüne kadar tanıştığım tüm kaynana adayları, hepsi mi manyak olur ulan? Biri ilk tanıştığımız dakikadan itibaren “Gelinim gelinim” diye konuşur, ilk yemekte, vay efendim bu çok kibar çatal bıçaksız bir şey yemiyor, çok yemeklere mi gitmiş, napmış diye dedikodu yapar! La havle, gitsem nolcak lan? Belki benim babam restourant sahibi, biz hep orada yiyoruz yemeklerimizi. Öbürü fotoğraflarımı görür “Aman oğluuuum, barlarda geziyor bu kız, bak seni de yoldan çıkarır” der. Kadın sanki senin oğlun sütten çıkma ak kaşık?!? Başka biri dövmelerimi görür, dinsiz imansız der! Beriki biraz okumuştur, çok bilmiştir başka bir şeye takar! Lan bi sizin oğullarınız mı pırlanta amına koyiim. Ben de annemin elmas kızıyım, ne var?
Bu kaynanaların bir de yaverleri var, görümcekler. Kendileri direkt söyleyip yüz göz olmak istemedikleri zaman bunları sokarlar devreye. “Git söyle, onu giymesin. Şu geldi, gelsin el öpsün (sen orada regl sancısından 8 kat olmuşsun, önemli değil, o el öpülecek!) Sofra kurulsun!” vs. vs. Bu hali hazırdaki kaltak görümce de senelerce oğlan yüzünden ikinci plana atılmış ya, intikam çanlarını çaldırır, kurban da zavallı gelin/gelin adayıdır. Kardeşi yüzünden ona yapılanların acısını çıkarmak onun için dünyanın en zevkli işidir. Lan gerizekalı, hırsa bürüneceğine kendini geliştireydin! Küllen zarar…!
Pek sevgili kaynanalar, oğlan anaları, yapmayın lan! Behzat Ç.’nin deyimiyle “la bi dur la, bi dur la, bi dur!” Hayır bu çocuk sizin de ağzınıza sıçıyor! Vakti zamanında patlatsanız ağzına iki tane, bak böyle oluyor mu? Bir çükün sizi esir almasına izin vermeyin! Yok illa esiri olcam diyosanız, gidin kocanızla ilgilenin ya! Oğlan bir normal hayatına dönsün!
Son olarak gelecekteki tüm kaynana adaylarıma sesleniyorum! Ben şimdiden uyarayım, oğlunu bana karşı kışkırtmak, gizli gizli bana laf sokmaya çalışmak, halimi hareketlerimi kısıtlamaya çalışmak gibi planların varsa, hemen sil onları aklından. Yoksa oğlun bana aşık! Bu kozu çok pis kullanırım, ölsen belki görürsün oğlunu! Yeter lan sıtkım sıyrıldı sizden.
Ve sıradaki şarkımız sizin için geliyor!
Dipnot: Sabahın köründe bu şarkıyı dinlersem, yazacağım yazı da aha bu kadar olur. Bu yazıya en uygun fotoğrafta ulu kaynana Semra’nın olurdu, başkası olmazdı panpişlerim (ay yapmasam çatlardım:) )
Sevgiler…
Kelebek